Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız |
|
 |

21.03.2009
Bu haftaki konuğumuz Milli Takımlar İdari Sorumlusu Sn. Barbaros Akkaş. Sn. Akkaş Milli takımlardaki görevinden hakemler hakkındaki düşüncelerine kadar bir çok konuda sorularımızı yanıtladı.
Öncelikle kendinizden bahseder misiniz?
1993 yılında idareciliğe başladım. Oyunculuktan idareciğile döndüm. 2006 yılına kadar Doğan Hakyemez ile birlikte çalıştım. Ülker’de 3.5 yıl görev yaptım ve daha sonrasında askere gittim. Askerden sonra 8-9 aylık bir Galatasaray macerası yaşadım ve 2000 Mayıs ayında Doğan Hakyemez’le birlikte milli takımlarda idareci olarak görev almaya başladım. Milli takımlarda her türlü görevi yaptım. Doğan abi ayrıldıktan sonra da Milli Takımlar İdari Menajerliği görevini üstlendim. 2006’dan itibaren de bu görevi idare ediyorum. 32 yaşınadyım ve bugüne kadar Türkiye’nin her alanında en iyi idarecileriyle çalıştım.Başkanımız Turgay Demirel, menajer olarak Doğan Hakyemez, ardından antrenör olarak Aydın Örs, Çetin Yılmaz, Bogdan Tanjeviç, Nihat İziç, Orhun Ene, Levent Topsakal, Tolga Öngören...
İdari anlamda neler yaptığınızı, tam olarak işinizin ne olduğunu anlatabilir misiniz?
Türkiye’de birçok idareci arkadaşım var. Herkesin idarecelik mentalitesi farklı. Bana göre idarecilik, antrenörü ve oyuncuyu sorunsuz bir şekilde sahaya çıkarabilmektir. Kulüp ve milli takımlarda idarecilik tamamen farklı. Milli takımlarda oyuncunun saygısını kazanmalı ve bu şekilde onların eksiklerini gidermelisiniz. Bu yıldız milli takımından tutun da A milli takıma kadar bu şekildedir. Milli takımların her birinin idari yapılanması farklıdır. Yıl içerisinde özellikle yaz aylarında gerçekleşen yurt dışı seyehatlerini göz önüne alırsak bu farkı rahatlıkla görebiliriz. Mesela yıldız milli takım 16 yaşındaki oyunculardan oluşur. Bunların yurtdışına çıkmaları için ailerlerinden muvaffakatnamelerinin alınıp, pasaportlarının çıkartılması ayrı bir süreçtir. Bunun dışında takımın seyahate giderken yolda giyeceği kıyafetin organize edilmesinden, yurtdışında takımın giyeceği antreman ve maç malzemeleri, gidilen ülkede bu malzemelerin yıkanması ve temizlenmesi vb. hepsi hesaplanması gereken birer detaydır.
Peki Milli Takımlardaki yapılanma nasıldır?
Milli takımlar tabiki kulüp takımlarından farklı bir yapılanma içerisinde. Örneğin, bizde bu yıl 8 ayrı seviyede organizasyona katılacak milli takım var. Bunların her birinin ayrı ayrı idarecileri var. Bunların hepsi Mayıs ayı itibariyle kampa girmeye başlıyorlar. Bu kamp döneminden önce, bizim milli takımlar ofisinde devamlı olarak çalışan arkadaşlarımız sayesinde gerekli eksiklerimizi tamamlıyoruz. Bunun tersi olarak kulüp takımını düşünürsek, 1. ligde oynayan bir takımın yurt içinde ve dışında yapacağı seyahatler sezon öncesi az çok bellidir. Bunun üzerine belki Türkiye Kupası organizasyonu eklenebilir. Ordaki organizasyonları gerçekleştirmek, milli takıma göre biraz daha kolaydır.
İşinizde sizi en çok zorlayan kısımlar nelerdir?
Daha önce de söylediğim gibi, milli takımlarda oyuncuların saygısını kazanmak zorundasınız. Bunu da yapabilmenin en etkili yolu yaptığınız işi en iyi şekilde yapmaktır. Detaylara dikkat ederek, işinizi en iyi şekilde yapmaya çalışmak çok daha fazla detaylı düşünmeyi gerektiriyor. Hangi ortamda olursanız olun, oyuncu birşey istemeden onu sağlamanız gerekiyor ki sizde zamanı geldiğinde oyuncudan sağlıklı bir şekilde birşeyler isteyebilesiniz. Mesela bir maçtan önce oyuncu arabamın park yeriydi, giyiceğim kıyafetti, ayakkabıydı diye düşünmemeli. Oyuncu sahaya çıkıp, tamamen boş kafa ile oyununa konsantre olabilmeli. Oyuncuları ve teknik kadroyu, sahaya çıktıklarında rahatça oyunu düşünebilecek şekilde hazırlıyorsak işimizi iyi yapıyoruz demektir.
Yurtdışı organizasyonlarında gördüğünüz hakemlik ile Türkiye’deki hakemlik arasında ne gibi farklar vardır?
Ben bunu daha öncede birçok kez söylemişimdir. Yurtdışındaki organizasyonlarda görev alan hakemlerle Türk hakemler arasında çok fark var. Biz hakemlik yönünden çok daha öndeyiz! Yurtdışındaki hakemler, bizim hakemlerimiz kadar ciddi bakamıyorlar bu işe. İnanınki yurtdışındaki hakemler ile Türkiye’deki hakemlerin eğitimleri çok farklı ve Türkiye’de bu iş çok üst düzeyde yapılıyor. Bizde bir çok antrenör arkadaşımız hakemlerle ilgili şikayetlerde bulunuyor. Ama bu arkadaşlarımızı yurtdışındaki organizasyonlara götürsek, inanın bana bir daha kimse bizim hakemlerimize ağızını açmayacaktır. Bizde hakem arkadaşlar maça çıkıp, konsantre olduklarında müthiş maç yönetiyorlar. Hata her yerde oluyor, olmayacak diye bir kaide yok tabiki. Hakemleri eleştirmenin dışında da bir çok etken var basketbolda. Sadece hakemleri eleştirerek, kendi hatalarımızı görmezden gelmek büyük haksızlık olur.
Bu seneki organizasyonlarda Mehmet Okur ve Hidayet Türkoğlu milli takıma davet edilecek mi?
Onlar geçen sene de davet edildi zaten. Mehmet Okur, menajeri aracılığı ile sakatlığını bildirdi ve kadroya çağırılmadı. %100’ü ile milli takımda oynamaya hazır olan herkes bu takıma davet edilebilir. Kamp süresinde de teknik kadronun istediğini veren oyuncular Avrupa Şampiyosı’na gidecektir. Gidebileceğimiz en iyi kadro ile oraya gidilecektir. İsimlerden çok mili takım önemlidir ve en iyi milli takımla orada olunacaktır.
Basketbolda Yunanistan’ın, İtalya’nın, Sırbistan’ın bir ekolü var. Sizce milli takımımızda da böyle bir ekol oluştu diyebilir miyiz?
Bence milli takımda bir ekol oluşmadı. Bunun oluşabilmesi için de Türkiye’de spor yöneticiliği kavramının oluşması gerekiyor. Yöneticiler antrenörlere 4-5 yıllık uzun vadeli planlar vermedikleri, antrenörler altyapıyı kurup A takım için 4-5 yıllık planlar yapmadıkları sürece bunun oluşması da gerçekten çok zor. Buna rağmen Avrupa’da altyapı milli takımları seviyesinde son 4-5 yıldır dördüncü sıradayız. Dünya sıralasında da 5 ya da 6. sıradayız. Bunlar ciddi başarılar bence.
Özellikle de Sırbistan’ı geçemiyoruz heralde?
Geçmemiz mümkün değil zaten. Sırbistan’da yeni doğmuş bir çocuğu alıp, sahaya koyun basketbol oynar. Onlar apayrı bir kültür bu yönden. Başka bir ekoller tamamiyle.
İlk zamanlarda da çok sık tartışması olan bir konuya değinmek istiyoruz. Milli takımları çalıştıran bir antrenörün, aynı zamanda bir klüp takımı da çalıştırması doğru mudur?
Bence doğru! Sizden bir örnek verelim. Sezon boyunca sadece 2 ay düdük çalıp, geri kalan 10 ayda maç yönetmediğinizi varsayalım. Ne kadar kendinizi yenileyip, basketbolun içinde tutabilirsiniz? 365 günün, üç yüzünde seyrediyorsunuz. İşin içinde olmadan nasıl kendiniz hazırlayabilirsiniz? Bu olay antrenörlükte de böyle bence.
Son olarak 2010 ile ilgili görüşleriniz nelerdir? Ev sahibi olmamız bizim için bir avantaj mıdır?
Turnuvaların havası her zaman için ayrıdır. Seyirci desteği arkanızdayken kazanmaya başladığınızda alıp başınızı gidersiniz ama bunun bir de kaybetme yönü var. Seyirciniz sizi o kadar yoğun bir şekilde desteklerken kaybetmek, oyuncular üzerinde bir stress yaratabilir. Ben uzun süredir yapılan çalışmaların sonucunun alınacağını ve başarılı olacağımızı düşünüyorum.
İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği olarak Milli Takımlar İdari Sorumlusu Sn. Barbaros Akkaş’a bizlerle birlikte olduğu için teşekkür ediyoruz.
|
|
|
|