Bu haftaki konuğumuz, halen Beşiktaş JK Altyapı Sorumlusu ve Genç Erkek Takım Antrenörlüğü görevlerini yürüten, basketbol camiasının duayen isimlerinden Hurşit Baytok. Antrenörlük yaşantısından hakemler ile olan ilişkisine, özel hayatından eski anılarına kadar bir çok konuda düşüncelerini bizimle paylaşan Sn. Hurşit Baytok'a İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği olarak teşekkür ediyoruz.
Biraz kendinizden bahseder misiniz?
Basketbola başladığım zamanlardan bahsedebiliriz. Ben epey bir geç
başladım basketbola. 17 yaşımdaydım ilk başladığımda. Beşiktaş’ta başladım,
Beşiktaş’ta devam ettim. 18 sene ligde oyunculuk yaptım. Biter bitmez de
antrenörlüğe başladım. 1985 ten beri antrenörlük yapıyorum. 1996’dan beri de
altyapı antrenörlüğü görevlerinde bulundum. Beşiktaş’ta ben direk A takımdan başladım. Normalde
insanlar altyapıdan başlar ve yükselir ama ben direk A takımdan başladım.
Peki bunun sebebi neydi?
O zamanlar klübün antrenöre ihtiyacı vardı. Kimse sahip
çıkmadı açıkcası ve bana kaldı. Bende yeni başladığım için kaybedecek birşeyim
yoktu ve devam ettim. Ama daha sonra çok yatırım yaptım. Kendimi geliştirebilmek
için çok çalıştım.
Maçlar esnasında hakemler herşeyi doğru çalsalar bile antrenörler
diyaloğa girme, bir konuşma gereği duyuyorlar. Hakem her kararında doğru olsa
bile, bu takışma ve diyaloğa girme çabaları sizce doğru mudur?
Ben diyalog taraftarıyım. Ben olaya şu yönden bakıyorum;
saha içinde ve saha dışında olay
tamamiyle farklı. Hakem sahada adalet dağıtan, oyunun kurallara göre
oynanmasını sağlayan kişi olarak orda bulunuyor. Bense kazanmak için ordayım. Karşımda
da benim gibi birisi var. Ben işi çirkinleştirmiyorum! Ama bazen de çizmeyi
aşıyorum! Eğer ben çizmeyi aşıyorsam sen hakem olarak bana cezam ne ise ver
zaten. Senin görevin o! Ama maç biter, saha içinde olanlar orada kalır biz
çıkar dışarı yemeğimizi yeriz muhabbetimizi ederiz, arkadaşlığımız devam eder. Maç
bitti herşey bitti! Ölmüşle, olmuşa zaten çare yok. Hani hep derler ya: ‘’Hepimiz
aynı gemideyiz.’’, asla öyle birşey
yok. Antrenörler ile hakemler asla aynı gemide değiller, ama rotamız aynı! Hepimiz
basketbolun içindeyiz ve hepimiz bu oyunun gelişmesinden fayda sağlayacağız. Bakış
açılarımız farklı ama diyolog ile bunu çözer ve ortak bir nokta bulabiliriz. Eskiden
bu yoktu ama şimdi çok daha iyi bir noktadayız. Birçok şeyi aştık zaten.
Gözlemlediğimiz kadarıyla lig maçları ile hazırlık maçlarındaki
tutumunuz çok farklı. Lig maçlarında, kazanma arzusuyla olsa gerek çok daha
aktifsiniz ve kenardan itiraz ettiğiniz durumlar var. Fakat hazırlık maçlarında
gayet sakinsiniz. Bunu nasıl açıklıyorsunuz?
Başta da söylediğim gibi ben kazanmak için sahada olan
tarafım ve kazanmak için elimden geleni yapmaya çalışırım. Hazırlık maçlarıysa
tamamen farklı bir hava. Diğer antrenörleri bilemem ama benim oradaki amacım
takımda herkese bol bol süre verebilmek, hepsini deneyebilmek. Adı üzerinde
zaten: hazırlık maçı... Mesela bir hakem arkadaşımızla aramızda bir elektrik
vardı. Bir türlü uyuşamazdık, kızıyorduk birbirimize. Ben onun gerçekten çok iyi
bir insan, çok iyi bir hakem olduğunu biliyorum ama bir türlü uyuşamıyorduk
işte. Birgün oturduk konuştuk, tüm sorunlarımızı halledebildik. Diyalog kurarak
bu sonuca vardık, sorunlarımızı aştık.
Hakem ve anterenör arasındaki diyaloğu geliştirebilmek için ne gibi
önerileriniz vardır?
Hakemlerin, antrenör seminerlerine gelerek çok daha uzun
süreli olarak kalmalarından yanayım ben. Antrenörlerin bulunduğu ortamı bir
görmeli, o havayı bir solumalıdır hakemlerde. Aynı şey biz antrenörler içinde
geçerli. Tabiki birbirimizin işini asla birbirimizden daha iyi bilemeyiz. Ben sizin
kadar hakemliğin inceliklerini asla bilemem. Tamam kural bilgim olabilir ama o
psikolojiyi bilemem. Birbirimizle daha fazla zaman geçirerek, birbirimizi daha
kolay anlayabiliriz.
Altyapı maçlarında genç hakemlerle yaşadığınız sorunlar var mı? Ne gibi
çözüm önerileriniz var?
Bizde anterenörlüğe ilk başladığımda neler yapmışız, dönüp
bir bakıyorum da neler var neler... Tecrübesizlikten dolayı yaşadığımız
sorunlar var. Ama ben biraz daha iyimser bakmaya çalışıyorum olaya. Ama şunu
asla kabul etmiyorum: ‘’senin sahada yeni oluşundan faydalanmak isteyen
antrenörler var.’’ Ben ona karşıyım! Sende bunu yapıyorsun diyorsanız,
yaptığımı düşünmüyorum açıkçası.
Antrenörlük dışında neler yaparsınız?
Kitap yazarım...
Severim kitap yazmayı. Tabiki basketbolla ilgili yazıyorum,
hoşuma gidiyor... bi ara dergi çıkarmaya yeltenmiştim. Son olarak bir kitap
bitirdim.
Marmara üniversitesi’nde ders verdiğinizi biliyoruz, biraz
bahseder misiniz?
Haftada bir iki saat orada oluyorum fırsat buldukça. Seviyorum
gençlerle vakit geçirmeyi. Kendimi genç hissediyorum...
Son olarak antrenörlük hayatınız boyunca unutamadığınız anılarınız var
mı?
Olmaz mı...
Bakış yüzünden teknik faul almışımdır ben. Birgün maçta
Aydemir(Ekti) Ağabey’e bir baktım, teknik faulü yedim. ‘’Noldu?’’ diye
sorduğumda, ‘’Küfür etsen daha iyiydi, o nasıl bir bakıştır öyle’’ dedi.
Bir gün yine bir maçtayız. Eski hakemlerden Nejat Duran
vardı. Çok severim kendisini. Boyu kısaydı. Ben uzun olmamama rağmen, benim
ancak omuzlarımdaydı kendisi. Birgün top fileye sıkıştı. Bende tam o arada bir
kararından ötürü ona sinirlenmiştim. Bana dönerek: ‘’Alır mısın şu topu?’’
dedi. ‘’Ne alıcam ya, git kendin al.’’ dedim. Nejat Ağabey’in o topa ulaşmasına
imkan yoktu oysaki...
Öte yandan birgün Emin Moğulkoç ile bir maçımda vardı. Deniz
Nakliyat’ın koçuydum o dönemde. Emin de ilk kez maçıma çıkmıştı. Bir baktım sahada
kuş uçmuyor. Bir otorite bir despotluk. Dayanamadım: ‘’Bu nedir kardeşim,
despoto mu var burda ?’’ dedim. Bir şaşırdı, gülmekten kendimizden geçtik. Her
taraftan kahkahalar yükselmeye başladı. O da gülüyor bende, tribündekilerde...
Eğlenceliydi çok.
Bu güzel sohbet için bizlere zaman ayırdığınızdan dolayı çok teşekkür
ederiz.