Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
11 Eylül 2010 , Cumartesi05:45 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

04.07.2007

Her hafta çarşamba günleri yayınlamaya devam ettiğimiz 'Haftanın Konuğu'nda bu hafta Galatasaray Bayan Basketbol Takımı menajeri Mihriban Oğuz var. Onca işinin arasında bize de vakit ayıran Mihriban'a teşekkürlerimizi sunuyoruz.


Mihriban, uzun süren bir oyunculuk maratonundan sonra seni çeşitli kademelerde menajer olarak gördük. Neden antrenörlük değil de menajerlik?

Ben tam 20 sene basketbol oynadım. Her oyuncunun bir etiket vardır. İyi yaptığını düşünüldüğü bir etiket verilir oyunculara. Bu süre içinde herkes bana menajerliği yakıştırdı. Bana senden çok iyi antrenör olur diyen kişi sayısı çok nadirdir. Belki de oynadığım takımlarda hep kaptanlık görevini üstlenme, organizasyonları yapmam, idarecilerime idari yönlerde yardımda bulunmamdan dolayı ortaya çıktı.

 

İlk teklif Basketbol Federasyonu’ndan geldi. 2002 sezonunun ortasında Federasyon yönetim kurulu üyesi Sn. Jülide Sonat, bana daha oynayıp oynamayacağımı sordu. Ben de daha 1 yıl daha oynamak istediğimi belirttim. Kendisi bana, oyunculuğu bıraktığım zaman Milli Takım’da menajerlik düşündüklerini iletti. Hatta Federasyon, 2002’de Zagrep’te düzenlenen Ümitler Avrupa Şampiyonası’nda tecrübe kazanmam amacıyla beni de götürdü. Basketbolu bıraktığım 2003 senesinde de hemen A Milli Takım menajeri oldum. Ben, milli takımda çok fazla yer almış bir oyuncu değildim. Benimle aynı zamanda oyunculuğu bırakmış, benden daha fazla milli olmuş oyuncular vardı. Bu kadar çok kişi arasından benim seçilmiş olmam çok gurur verdi bana. İlk yıl hem ümitler hem de A takımla çalıştım. Toplamda 4 yıl Federasyon’da görev yaptım. Gerçekten çok büyük tecrübe kazandım.

 

Menajerlikle ilgili özel bir eğitim aldın mı?

Menajerlikle ilgili özel bir eğitim almadım ancak 20 yıllık oyunculuk deneyimim boyunca çok fazla şey yaşadığım için fazla zorlanmadım. Bir de eski eşim Galatasaray’ın menajeriydi. Neticede evimizde hep oyuncu transferi olsun, görüşmeler olsun, idari işler olsun... Çok yakından yaşadım.

 

Hiç keşke antrenör olsaydım dediğiniz oldu mu?

Hayır, hiç olmadı. Demekki yapım da menajerliğe daha meyilliymiş. Hiç menajerlik mi antrenörlük mü diye arada kalmadım.

 

Benchte sıkıntı yaşıyor musun?

Oyunculuk zamanımda çok agresif bir oyuncu değildim. Uzun yıllar da oynadığım için hakemlerle ilişkilerim iyiydi. Çok fevri bir kişilikte de değilim. Benchte otururken her şeye itiraz eden biri değilimdir. Zaten o zaman itirazın bir değeri kalmıyor. Dolayısıyla ben bir şeye itiraz ediyorsam ‘Demekki orada bir şey var ki Mihriban itiraz ediyor’ diye düşünülür. Oyunculuğumda da bu böyleydi. Menajerliğe başladığım zaman da bu şekilde oldu. Müdahale etmem gerektiği zamanlarda müdahale ettim. Satranç oyunu değil ki bu. Bir kaç pozisyon sonrasını düşünüp hakemi etki altına almak için itiraz edeyim. Hakem arkadaşların sahada tarafsızlığına inanmak zorundasınız. Maçın başından bir önyargıyla başlarsanız iki taraf için de çekilmez bir hal alır.

 

Ancak yine şöyle de bir olay var; çalıştığınız antrenörle aranızda iyi bir bağ varsa taktik olarak, gördüğünüz bazı olayları (oyuncu eşleşmeleri gibi) söyleyebilirsiniz. A Milli takımda Cem Akdağ’la 4 yıl çalıştım, daha önce de 3 yıl oyunculuğunu yaptım. İlişkilerimiz gayet iyiydi ve Milli takımda da gördüğüm bazı olayları kendisiyle paylaştığımda kendisi gayet olumlu yaklaşmıştır. Galatasaray’da da Ayhan Avcı da bu konuda oldukça açık bir yapıya sahip.

 

Sana göre menajerliğin en zor tarafı nedir?

Zor tarafları var tabiki. Oyuncuyken size bir program veriliyor. Günlük, haftalık, aylık programlar. Siz hangi saatte ne yapacağınızı biliyorsunuz. Menajerken siz programı yapan tarafsınız. Yani siz o insanlara program verirken zaten kendinizin de çok programlı olması gerekiyor. Federasyonda ilk göreve başladığımda zamanı kullanmakta ciddi problemler yaşadım. Normalde akşam saat 6’da iş bitmesi gerekirken ben çok zamanlar 8’e 9’a kadar kalmışımdır. 20 senelik oyunculuğumda hep başkaları programlamış beni. Bir anda ondan çıkıp senin programlıyor olman kolay değil. Kendinize vaktiniz kalmıyor.

 

Oyuncu, antremanını yapıyor, yemeğini yiyor ve gidip uyuyor. Ama menajer oyuncu kalktıktan oyuncu yatıncaya kadar hep ayakta olmak zorunda. Oyuncuların dinlendiği saatlerde de yapılacak işler var çünkü.

 

Oyunculara ekstra antreman konulacaktır, coach video isteyecektir.. Bunların eksiksiz hazırlanmasını sağlamanız gerekiyor. Özellikle milli takım kamplarında sabah 6.30 gibi kalkıp gece 2.30 gibi yatıyordum. Oyunculara, oyunculuğun kıymetini bilin diyorum bu arada... Ancak çok memnunum, keyif alıyorum yaptığım işten.

 

Sınırsız bütçe ile bir bayan takımı kurma şansın olsa hangi oyuncuları almak istersin?

Sınırsız bütçe!.. :) Şu an devam eden bir WNBA ligi var. Avrupa ligi de çok üst düzey bir lig. Milli takımlardan tanıdığımız starlar var. En başta aklıma Lauren Jackson geliyor. Seattle’ın oyun kurucusu Suebird, Rusların yıldızı Stephanova. Bizde Nevriye Yılmaz, Yasemin Horasan, Birsel, Nilay... Şimdi birini unutacağım, kızlar beni öldürecek!!! Bizim milli takımdaki 7-8 oyuncu da her zaman takımda sahip olmak istediğim oyuncular arasında yer alır.

  

Hiç bu maçı kazanamayacağız dediğin bir maç oldu mu?

Şöyle bir anımı anlatayım:

Brissa’yla Avrupa Kupası maçları oynuyoruz. Orada sayı averajları çok önemliydi. Gidiyorsunuz orada 15 sayıyla yeniliyorsunuz geliyorsunuz 20 sayıyla yeniyorsunuz... Hatta 35 sayıyla yenilip 37 sayıyla yenen takımları da hatırlıyorum. O dönem bir Romen hakem vardı. Galatasaray, o sene tur atlamasında ev sahibi avantajını çok iyi kullanmıştı. Sonra Yunanistan’a gittik. O hakem çıktı karşıma. Ben daha maçın başında ‘Bu hakem buradaysa biz bu maçı kazanamayız’ dedim. Daha hava atışında, 19.59’da (o zaman 20*2 devre) bizim Amerikalı’ya faul çaldı...

 

Türkiye’de bizim hakemlerimizle böyle bir olay yaşamadım. Maçlara önyargılı, bu hakemle bu maç bitmez gibi düşüncelerle çıkmıyorum. Çünkü bu şekilde hayat geçmez.

 

Oyuncuyken de menajerlik yaptığım dönemde de biz bu takımı yenemeyiz diye çıktığım bir maç olmadı. Hem kendinize hem de takımınıza güvenmek zorundasınız.

 

Geçtiğimiz sene WNBA’in en iyi oyuncularından biri Teasley’i transfer ettiniz. Ama beklenen katkıyı yapmaktan çok uzak bir görüntü çizdi. Sizce problem neydi, uyum sorunu mu yoksa başka nedenler mi?

Teasley dışarıdan çok problemli bir oyuncu gibi göründü. Problemi sadece şuydu: Dizlerinden rahatsızdı. Daha sonradan ortaya çıktı. Tedavisi yapılırken bir yandan da oynuyordu. Ama diz rahatsızlığı çok önemli bir rahatsızlık olduğu için en ufak bir ağrı bile performansını etkiliyordu Nicky’nin. Bence Nicky, oynaması gereken, ona ihtiyacımız olan her maçta çok iyi oynadı. Bunlardan bazıları Kayseri TED’le oynadığımız lig ve play off maçları, Fenerbahçe’yle oynadığımız play off’un ilk maçında da çok iyi oynamıştı; 2 sayıyla kaybettik. Ben, sorunluydu demek istemiyorum ama bazı kaprisleri vardı. Onlar da çok kaldırılamayacak kaprisler değildi.

 

Türkiye’ye ilgili bir problemi yoktu. Bilakis Türkiye’yi ve yemekleri çok sevdi. İnsan ilişkileri de gayet iyidir. Bazı oyuncular gibi yanına yaklaşılmaz biri değildi.

 

Bir kaç kere şahit olduğumuz özel problemleri de oldu. Yeğeni komaya girdi, günlerce çıkamadı. Mesafe uzak gidemiyor. Maç trafiği yoğun, ama gitmek istediğini de hiç bir zaman belli etmedi.

 

Ama tabii Nicky Teasley’in burada oynadığı oyun gerçek Nicky değildi, bu da bir gerçek.

 

Ama dışardan sizin söylediğiniz gibi görünmüş olabilir.

 

Bayan ligi son bir kaç sezondur çok kaliteli geçiyor. Bunun sebebi WNBA’den gelen kariyerli oyuncular mı?

Bence en büyük etken bizim oyuncularımız. Kendilerini çok geliştirdiler. Onlar da profesyonel bir bilince ulaştılar. Milli takım ve kulüplerinde o kadar çok maç yapıyorlar ki, büyük bir uluslararası tecrübeye sahip oldular. Milli takımla ilk defa karşılaştığı oyuncuyu kulüp takımıyla karşısında görünce artık şaşırmıyor. Çünkü o oyuncuyu artık tanımış oluyor. Bir de altyapılarda her sene Avrupa Şampiyonası yapılıyor. Bu sayede oyuncuların millilik sayısı o kadar çok artıyor ki, bunların hepsi de tecrübe oluyor.

 

Dediğim gibi öncelikle uluslararası tecrübenin artması, belki o vizyonda olayı görüp kendilerine daha iyi bakmaları, özel kondisyonerlerle çalışmaları gibi herşeylerine daha çok dikkat ediyorlar. Daha profesyonel bakıyorlar. Çünkü kulüpler de artık çok profesyonel.

 

Tabi Avrupa’da ve kendi liglerinde takımların başarılı olmaları için daha kaliteli yabancıların getirilmesi de var. Karşınızda star olmuş birisini görürseniz, ondan o kadar çok alacağınız özellik var ki.

 

Altyapı olarak Galatasaray’ın özel bir çalışması var mı?

Ben Galatasaray altyapısından yetiştim ama Galatasaray Liseli değilim. Galatasaray, altyapısında okul bölümünü çok iyi kullanıyordu. Biz oynarken genç takımımızda 7 kişi Galatasaray Liseli’ydi. Son zamanlarda bir kopukluk oldu. Biz bunu tekrar canlandırmaya çalışıyoruz. İlköğretim, lise, üniversite kulüp işbirliği ile kendi altyapımıza, kendi potansiyelimizi kullanmaya çalışacağız. Onlara Galatasaray A takımında oynama gururunu sunmak istiyoruz.

 

WNBA’e ne zaman oyuncu göndereceğiz?

WNBA’ye giden oyuncularımız oldu. Nevriye ve Gülşah denedi. Bizim oyuncularımız gitmek isteseler, istedikleri her takımda yer bulurlar. Bu konuda benim hiç bir şüphem yok.

 

Son olarak eklemek istediğiniz konular var mı? 

Bayan basketbolunun içinde daha çok bayanın olması gerektiğine inanıyorum. Bayan antrenör, bayan hakem... Oyunculuğu bırakmaya yakın veya bırakmış kişilerin bu işe sahip çıkmalara gerek. Çünkü bu, keyif alınacak bir iş. Senelerce bu işin içinde olmuş kişilerin bir kenarından tutarlarsa daha başarılı olacağına inanıyorum.

 

Önümüzdeki sezon ligin geçen sezondan kesinlikle daha iyi olacak. Bayan basketbolu her sene çıtayı yükseltiyor. Özellikle 2005 senesindeki Avrupa Şampiyonası, Akdeniz Oyunları Şampiyonluğu. O yıl bir ivme aldı Milli Takım.

 

Bayan basketbolunun basında daha çok yer alması gerektiğine inanıyorum. Bazı maçların erkek maçlarından daha heyecanlı olduğunu görebiliyoruz............

 

Herkese başarılar dilerim.

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 692869