Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
07 Eylül 2010 , Salı21:33 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

08.08.2007

www.basketbolhakemleri.com'un dev röportajları devam ediyor. Efes Pilsen'de uzun yıllar büyük başarılara imza atan Oktay Mahmudi, çalışmaya başlamadan önceki ilk röportajını bizimle yaptı.


Çok iyi basketbol oynadığınızı biliyoruz, nerde, ne zaman, kaç sene, hangi takımlarda oynadınız?

Yugoslavya’da o zaman 2. ligde olan Slovya takımında oynadım. 1988 yılında 20 yaşında bıraktım. Çok erken bıraktım aslında. Sonra da antrenörlük başladı. 19 yıl oldu. 1991’de Türkiye’ye geldim, yarım sezon Eczacıbaşı’nda çalıştım. Sonra Efes Pilsen’de başladım.

 

Yerli veya yabancı oynattığı oyun yapısı ile size en ters gelen antrenör kimdir? Ya da ne tarz takımlar ile oynarken daha çok zorlandığınızı hissedersiniz?

Aslında öyle bir şey yok. Her takımın kendi belirlediği bir oyun noktaları, tarzı var. Oyun tarzları belli zaten. Eğer o oyunlara iyi hazırlanırsanız pek fazla sürprizle karşılaşmıyorsunuz. Farklılıklar şuradan doğuyor; çok ciddi düzen farklılıkları varsa, o zaman farklı bir hazırlık yapmanız gerekiyor. Bu hazırlık daha uzun bir süre alabilir. Ama dediğim gibi antrenöre göre değil, takıma göre. Mesela, bir takım 5 kısayla oynayabilir. Bunlar seride pek sorun olmayabilir ama tek maçta farklı olabilir.

 

Basketbol dışında bir iş veya hobi ile ilgilenseniz bu ne olurdu? Basketbol dışında ilgilendiğiniz bir spor dalı var mı?

Şu ana kadar basketbol dışında başka bir şeyle fazla uğraşma vaktim olmadı. Ancak bu yoğunluk içerisinde kendimi şu anda biraz daha korumak istiyorum. Çalışmaya başlayacağım zaman, işime dinlenmiş olarak gitmek istiyorum. Buna çok dikkat ediyorum. Çünkü yoğun maç, antreman trafiğine girildiği zaman dinlenmiş olmak gerekiyor.

Boş zamanlarımda gene spor yapıyorum. Tabi bu basketbol değil! Mesela koşuyorum, golf oynuyorum. Bu sporların yanı sıra ailemle ve arkadaşlarımla birlikte olmak beni oldukça rahatlatıyor. Pek fazla yalnız kalmayı seven biri değilim.

 

Birkaç maç dışında hala seyirci sıkıntısı yaşıyoruz. Sizce bunu nasıl çözeriz?

Bu çok geniş kapsamlı bir konu. İrdelenmesi gereken bir konu. Başta Türk sporunun bir sorunu, ondan sonra da basketbolun sorunu. Ne kadar aşıladık desek de bir spor kültürüne sahip değiliz. Maalesef... İrdelemeye insanların eğitimlerinden, konumlarından, spesifik olarak basketbolun bir ürün olarak pazarlanmasından, güçlü sponsorların basketbolun içinde bulunmasından başlayabiliriz. Bu, ne bir kişiye ne de bir gruba düşen görev. Bu, sporun içinde olan herkese düşen bir görev. Sonuçta basketbol hepimizin ürünü. Benim de sizin de aynı zamanda. Bu ürünü nasıl daha cazip bir hale getirebiliriz insanlar için. Bu bence çok önemli bir nokta.

  

Yıllarca gazetelerde basketbol, hep negatif yönlerle aktarıldı. Sürekli kötülediğimiz, negatif konuştuğumuz bir ürünün, fazla değerinin olması yönünde bir beklenti olamaz. Çok basit bir örnek vermek gerekirse, arkadaşlarınızın size ‘şu film çok kötü’ derse gitmezsiniz o filme. Eleştirinin dozu ve içeriği çok önemli. Bunun gibi parametreler çok büyük etken. Hepimiz basketbolu nasıl cazip hale getirebileceğimizi düşünmeliyiz.

 

Futbol maçına artık gitmiyorum, gitmek gelmiyor içimde. Geçenlerde bir futbol maçı izlemek için oturdum. Eşim “sen izlemezsin, niye izleyeceksin” dedi. Sonra kendimi çok kötü bir noktada yakaladım. Ben futbol maçını izlemek için değil, o günkü olayları izlemek için oturmuştum TV başına. O olayları izlemek için TV başına geçmem, bence çok dramatik bir olaydı. Bu beklentiyle maç izlemek gerçekten çok dramatik bir duyguydu. Futbol maçı değil de orada başka bir şeylerin olabileceğini tahmin ederek izlemeye başladım. Bu çok olumsuz bir olay.

 

Bu konuda geri dönüşü olmayan noktalara gidebiliriz.

 

Yerli veya yabancı çalıştırdığınız takımda olmazsa olmaz hangi oyuncuyu(ları) görmek isterdiniz? Neden?

(Gülümseyerek) Herhalde bu soruyu ben Efes Pilsen’den ayrılmadan önce hazırlamıştınız.

 

Çok kaliteli oyuncular var. Ben bu oyunun başta “beyin”le oynandığını düşünüyorum. Dolayısıyla o oyunculara çok değer veriyorum. Yani oyunu ve diğer oyuncuları anlayan oyunculara çok değer veriyorum. Mesela Papalukas’ı bir guard olarak beğeniyorum. Ama şunu da söylemek lazım, o bir takım içerisinde çok değerli bir oyuncu, çok iyi bir takım içerisinde çok değerli bir oyuncu. Kendi başına sıradan bir oyuncu. Tabi değerler ve bakış açıları her zaman farklı. Oluşumlarda hangi oyuncuyu görmek istediğiniz değil, o sırada siz o oluşumu nasıl daha prodiktive hale getirebilirsiniz diye bakmak gerekir.

 

İtalyan tarzı çok şık takım elbiseler giyiyorsunuz? Kime diktiriyorsunuz veya hangi firmayı tercih ediyorsunuz?

Yok, yok, yok... Şu ana kadar bizim kıyafeleri Sarar yapıyordu. Onların verdiği kıyafetlerdi. Ancak kendi özel isteklerim de vardır tabi. Ama özellikle İtalyan tarzı olsun diye düşünmemiştim. Her insanın olduğu gibi benim de özel zevklerim vardır. İtalyandır, Amerikandır... Amerikan olmadığı kesin.(Gülüyor)

 

Sahada, takımın başında bulunan kişi görünümüne dikkat etmeli diye düşünüyorum açıkçası. En önemli parça değil tabi ama görünüm önemli. Bulunduğunuz yer bir işyeri, bir vitrin. Hem kendini hem de kurumu temsil ediyorsun.

 

Birçok antrenör veya oyuncu yurtiçindeki maçlarda hakemlere yurtdışındaki maçlara göre çok daha fazla itiraz ediyor. Hakemler arasında bir fark mı var?

Bence hakemler arasında fark var. Ama yabancı hakemlere farklı, Türk hakemlere farklı diye bir şey yok. En azından ben zannetmiyorum. Ben “yerli hakemle böyle konuşurum, yabancı hakemle böyle konuşurum” mantığıyla çıkmıyorum maçlara. Ama iletişimde sıkıntı olduğunda, çözemiyoruz. İletişim daha kaliteli olmalı. Yorum, hissetmek bu işin en önemli parçaları. Ben iletişimin de bir his olduğuna inanıyorum. 

 

Tabi ki kitap çok önemli, yazılı kurallar vs. Ama bu bir bilgisayar oyunu değil ki! Yorumlamak da çok önemli.

 

Bir eleştiri olarak söylemiyorum, her zaman kolay olmuyor. Kararların belirli standartta olması gerekiyor. Hakemler arasında da fark var. O standartlar içerisinde olmadığınız zamanlar orada bir sıkıntı doğuyor. Bunu bir his olarak söylüyorum. Aynı sıkıntıları Avrupa’da da yaşayabiliyoruz.

 

Benim en sıkıntı duyduğum nokta şu: Hakemler hata yapabilir, ama hiç bir hata yapılmamış gibi davranmanızı çok garip karşılıyorum açıkçası. Hakem, hata yaptığı zaman bunun doğal bir şey olabileceğini söyleyebilir ve “evet burada hata yaptım” diyebilir. Ama bunun üstüne bir de “yok, hayır yapmamış” gibi davranmaya bir anlam veremiyorum.

 

Standardizasyonda ve iletişimde eksiklikler olduğunu düşünüyorum. Mesela bir maça bakıyorsunuz 10 tane teknik faul çalınmış, bu çok garip. Böyle bir şey olmamalı. Burada birinin hatalı olması lazım.

 

Bu çizdiğim tabloyu genel olarak çizdim, Türk veya Avrupalı hakemler olarak ayırmadım.

 

Son olarak söylemek istedikleriniz var mı?

Hakemler oyunun çok önemli bir parçası, ama ne kadar daha önemsiz olduklarını gösterirlerse o kadar daha başarılı olurlar diye düşünüyorum. Sahada başrol oyuncusunun kim olduğu belli; basketbolcular. Hakem başrol oyuncusu olduğu zaman sıkıntı var demektir. Söylediklerimi en iyi yansıtan cümle bu.

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 690918