Basketbol hakemliğinde bir ekoldünüz. Peki ya menajerlik? Bunda da bir takım hedefleriniz var mı? Yoksa camiadan kopmamak mıydı baş sebep?
Her TED Ankara Kolejli gibi ben de boyuma posuma bakmadan basketbol oynamaya çalıştım. Hakemle dalaştığım bir maçın sonrasında, “Çok biliyorsan sen hakem ol” diyen ak saçlı bir adamla yaptığım inatlaşmadan sonra da hakem oldum. O ak saçlı, Ankara Basketbol İl Temsilcsi İhsan Peya idi.. (İhsan Abi rahmet istedi) 27 sene hakemlikten sonra kulüp ve hakem yöneticiliği yaptım, FIBA’da görevlerim oldu. Şimdi de Mersin Büyükşehir Belediyesi’nde genel menejer olarak görev yapıyorum. Elbette burada hedeflerim var. Daha doğrusu kulübün yapılaşması ve sonunda hedeflerini büyütmesi doğrultusunda. Basketbolun sağında, solunda, önünde, arkasında ama mutlaka bir yerlerinde birşeyler yapacak ve bu güzel camiadan kopmayacağım.
Sayısını hatırlayamadığınız maç yönetmişsinizdir? Şu maçı keşke yönetmeseydim dediğiniz bir maç oldu mu?
Yönettiğim hiç bir maçtan sonra pişmanlık duymadım. Elbette hatalar da yaptım ama bilerek olmadığı için duygusal olarak takılmadım. Hatalardan ders almak ise başka bir şey...
Sauna ve tavla herhalde hayatınızdaki vazgeçilmezlerden? Tavlada yenemediğiniz biri oldu mu? Sizce Türkiye'deki en iyi hamam veya sauna neresi?
Bu soruya bir anımla cevap vererek başlayayım… Bundan 18 yıl önce, yani 1985 yılında o tarihlerde 2. Ligden 1. Lige terfi için düzenlenen turnuva dolayısıyla Samsun’a gitmiştim. Hurşit Baytok da takımlardan birinin antrenörüydü. Sadece hakemlerle değil, herkesle arkadaş olduğum için antrenörlerle, yöneticilerle, basketbolcularla saha dışında zaman geçirmekten çekinmezdim. Hurşit’le beraber bir saunaya gittik. Saunanın sıcak odasında tavla vardı. Tavla, benim hayatta en iyi yaptığım şeylerden biri… (İnanmazsanız Dünya Tavlacılar Derneği Yönetim Kurulu üyesi Darüşşafakalı eski oyuncu, eski yönetici Faruk’a sorun) Saunada bir yandan terliyoruz, bir yandan Hurşit’le tavla oynuyoruz. Hurşit’in seviyesi “Kız Tavlası” ayaraında... Zarı atıyor.. 5 dakika düşünüyor… Sayarak oynuyor.. Beğenmiyor, geri alıyor… Bir yandan sıcak, bir yandan Hurşit. Bayılmak üzereyim. Bana da zar hiç gelmiyor. Sonuçta Hurşit beni 5-0 yeniyor..
Hurşit yıllarca beni nasıl yendiğini herkese anlattı. Ben de yıllarca rövanş için onu kovaladım ama bir türlü razı edemedim. Bir ay önce Hurşit’le Antalya’da karşılaştık. BAMBUS… Dedeman Oteli’nin yanında. Harika bir deniz, nefis sandviçler ve oynamayı bekleyen tavlalar. "Var mısın?" dedim. Boş bulundu. "Varım"dedi. Seyirciler benim hanım ve Özlem Yalman. Hurşit’i evire-çevire yendim. Tam 18 yılın intikamını aldım. Üzerimden büyük bir ağırlık kalkmştı.
Oyun bittikten sonra, "Bak Hurşit" dedim, "Beni tam 18 yıl beklettin. Şimdi ben de seni 18 yıl bekleteceğim. Bu dünyada mı, öbür tarafta mı bilmem. Öte yandan 18 yıl sonra birimiz öbür tarafta ise hükmen kaybeder."
Türkiye’nin en iyi saunasına gelince… Tek kelimeyle İstanbul’daki Fındıkzade Sauna.
Bir küçük sauna hikayesi daha anlatayım. Yıllar önce İzmir Hilton’un saunasına gittim. Görevli, "Kusura bakmayın, kadınlar saati" demez mi!
"Ben hakemim, zarar gelmez" diye kandırmaya çalıştım ama bir işe yaramadı.
Türk hakemliği sizce nereye gidiyor? Doğru yolda mıyız? İyi bir hakem olmak için öncelikler ne olmalıdır?
Basketbolun hangi biriminde olursam olayım, hakemlik beni çok ilgilendiriyor. Çünkü oraya yıllarımı verdim, eğitmen ve MHK üyesi olarak hizmet ettim. Edirne’deki Şemcen’den Batman’daki Ahmet’e kadar binlerce hakemle ilgilendim. Şimdi de Recep Ankaralı kardeşim eğitim sorumluluğunu yürütüyor, basketbolun oynanmadığı ilerden bile hakem çıkıyor. Yol doğru yol ama hakemlik camiasındaki herkesin başını elleri arasına alıp düşünmesi ve geçmişteki hataları değerlendirmesi lazım. Hepimiz hatalar yaptığımızı kabul etmeli ve vıdı-vıdıyı bırakıp daha huzurlu bir ortam için gayret göstermeliyiz.
İyi hakem olmak için önceliklere gelince. Adam olmak ve yetenekli olmak… Diğerleri çalışarak kazanılabilir.
Sağ ayak uğurunu anlatır mısınız? (Bunun bulaştığı başka hakemlerde var)
Yataktan sağdan kalkarım, merdivenleri sağ ayakla bitiririm (aynısı Nur Germen’de var), bir yere sağ ayakla girerim.Bir çeşit hastalık. Hakemlik hayatım boyunca da orta çizgiyi hep sağ ayakla geçtim. Sol ayakla geçersem maçı kötü yöneteceğimi düşündüm.
Bir gün Efes Pilsen-Fenerbahçe maçı yönetiyorum. Kulakları çınlasın, gazeteci Kahraman Bapçum ağabeyim maçtan sonra beni yakaladı, "Ulan Necip, ben ne yazacağım?" dedi. Şaşırdım.. O devam etti: "Maçtan önce Esat Yılmaer seni orta çizgiyi hep sağ ayakla geçtiğini söyledi. Ben de maç boyunca senin ayağını izledim. Maçla ilgili hiçbir fikrim yok."
Beraber maç yönetirken en çok keyif aldıgınız hakem partneriniz kimdi? Neden?
Beraber maç yönetirken keyif almadığım hakemin ismini versem daha kolay olacak: Ömer OZAN. Kendine has ve kimsenin bilmediği kuralları vardı. Ben Ozan Kurallarını öğrenene kadar hakemlik yaşımız sona erdi.
En çok keyfi ise genç hakemlerle maç yönetirken alır ve onlara yardımcı olmaya çalışırdım.
Bize bir de şu alttan giren basket olayını anlatır mısınız?
Spor Sergi Sarayı tıklım tıklım. Kadir Özçelik’le birlikte Galatasaray-Efes Pilsen maçını yönetiyoruz. Efes Pisen favori ama Galatasaray müthiş oynuyor. Maçın bitmesine 8-9 dakika kala Efes Pilsenli oyuncu şut atarken faul yapıldı, faulu çaldım. Ön hakem olduğum için yukarı bakmıyorum. Kadir’e sordum, "Sayı var mı?" Kadir çaktırmadan iki parmağını işaret ederek sayı olduğunu işaret ediyor. Masaya döndüm, faul seromonisinden sonra sayıyı verince Galatasaraylı Hakan Yörükoğlu elime sarıldı, "Abi top alttan girdi" Öyle yürekten itiraz ediyor ki, galiba haklı. Bu defa masaya soruyorum. Teknik gözlemci eski FIBA hakemlerinden Nejat Duran. O da "Sayı" diyor. Kadir’e dönüyorum, belirli-belirsiz bir şekilde iki parmağını aşağı sarkıtmış. Sayıyı veriyorum.
Maçtan 2 saat sonra bizim Galip elinde kamerayla çalıştığım gazeteye geldi. Görüntülere bakıyoruz. Aaaaa, top önce alttan giriyor, o sırada Kadir’in gözleri tribünlerde. Düdük sesini duyunca sahaya bakıyor ve bu sırada alttan giren top, bu defa da üstten giriyor. Kadir’in gördüğü bu. Biz de sayıyı veriyoruz..
Maç ne mi oldu?
O ana kadar harika oynayan Galatasaraylılar, "Alttan giren topa bile sayı veren hakemlerle biz kazanamayız" deyip maçı bırakıyorlar ve fark bir ana Efes lehine 15 sayı oluyor…
Bu vesileyle sevgili Kadir’e de geçirdiği rahatsızlıktan dolayı acil şifalar diliyorum.
Editörün notu: Sn. Kapanlı'yla yaptığımız röportajda fotoğraf çekmeyi unuttukkkkk!!!! Özür dileriz.