
03.10.2007
basketbolhakemleri.com'un bu haftaki konuğu bayan basketbolunun akla gelen ilk antrenörlerinden. Aslında spor futbolla başladı ama nasıl olduysa kendisini basketbolun içinde buldu. Aziz Akkaya'ya bizimle görüşlerini paylaştığı için teşekkür ederiz.
Bize kısaca kendinizi tanıtabilir misiniz? Spora ilk futbolla başladığınızı okumuştuk, basketbola nasıl bir geçiş yaptınız?
1967 Sivas doğumluyum. Evet, spora öncelikle futbol ile başladım. İlkokuldayken Galatasaray’ın altyapısına seçildim. Galatasaray’da oynarken Şişli Terakki’den burs aldım. Dersler oldukça yoğundu. Antrenmanlarla beraber oldukça zor oluyordu. Üstelik burada futbol yoktu, bu nedenle de basketbola başladım. 1981 yılından bu yana basketbolun içindeyim.
A Milli Bayan Takımını Avrupa Şampiyonası’nda nasıl buldunuz?
Takımımız tam olarak hazır değildi bence. Özellikle sakatlıklar büyük sıkıntıya neden oldu. Nevriye’nin sakatlığı nedeniyle takımda olmaması takım adına büyük bir kayıptı. Fakat elimizdeki kadro ile yine de daha başarılı olunabilirdi. En son kaybedilen maç büyük bir şansızlıktı.
Sizce bayan basketbolundaki gelişme nasıl? Bayan basketbolu için neler yapılmalı?
25 senedir bu camianın içindeyim ve Milli Takımlar da dahil bir çok düzeyde antrenörlük yaptım. Tabiî ki de bayan basketbolunda büyük bir gelişme var, fakat bu yine de yeterli değil. Türkiye’de bayan basketbolu olması gereken yerde değil. Milli takımlar düzeyinde Türkiye Ümitlerde iki, yıldızlarda da bir kez şampiyonluk yaşadı. Özellikle boy farklarının daha az olduğu alt yapılarda daha başarılı sonuçlar alınmalı. Hep dediğim gibi uzun boylu oyuncu sıkıntısına çözümler bulunmalı. Çünkü ülkemizde uzun boylu kızlar genellikle voleybola yönlendiriliyor. İnternet, spora, özellikle de bayan basketboluna bence olumsuz yönde etkide bulundu. İnternet insanları tembelleştirdi. Öte yandan bayan basketboluna gösterilen ilgi tabii ki de istenilen düzeyde değil. Bunun için medyaya ve federasyona büyük görev düşüyor. Örneğin; A Milli Bayan Takımının Avrupa Şampiyonası’nda oynadığı maçlar özel bir televizyondan yayınlandı. Takımın en iyi oynadığı Almanya maçı ise daha sonra banttan verildi. Bence bu gibi maçlar, herkesin izleyebileceği bir genel kanaldan gösterilmeliydi.
Bu sezon birçok takım çok iyi transferler yaptı. Beşiktaş’ın bu seneki hedefleri neler? Hazırlıklarınız nasıl gidiyor?
Hedefimiz tabii ki de şampiyonluk. Her sene takımımızdan en az 5-6 oyuncumuzun ayrılmasına rağmen biz elimizdeki imkanlarla en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Bütçemize uygun olarak en iyi transferleri yaptığımızı düşünüyorum.
Son senelerde neredeyse tüm final maçları Beşiktaş ile Fenerbahçe arasında oynanıyor…
Evet... Çünkü bu, senelerce yapılan yatırımların bir karşılığı. Sadece yapılan transfer değil iyi organizasyon olmak da çok önemli ve son senelerde bunu en iyi yapan iki takım; Fenerbahçe ve Beşiktaş. Bir dönem Galatasaray vardı, daha sonra Botaş dönemi yaşandı. Şimdiyse en iyi yatırımları yapan iki takım olarak Fenerbahçe ile biz finallerde karşılaşıyoruz. En önemlisi iyi organizasyon.
Sponsorlukların Türk basketboluna katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Sponsorlar, basketbolun ana unsuru. Sponsorlar kesinlikle bu işin içinde olmalı. Sponsor demek para demek, para demek daha iyi transferler demek, daha iyi transfer başarı, başarı ise daha çok seyirci daha çok ilgi demektir. Bizim şuan ki sponsorumuz Cola Turka ve sponsor desteğiyle daha üstlere oynuyorsunuz. Avrupa’da takımların bir ana sponsoru bir de diğer sponsorları oluyor. Türkiye’de de böyle olmalı.
Beşiktaş’ın altyapı çalışmalarından bahseder misiniz?
Senelerdir altyapı ile uğraşıyoruz. Ve altyapıdan A takıma en çok oyuncu veren takım biziz. Biz, sadece oyuncu yetiştirmiyoruz; bir yıldız olacak, A takımda oynayacak ve milli takıma çağırılacak oyuncu yetiştirmek istiyoruz altyapıda. Bizim hedefimiz; altyapıdan her sene A takıma bir oyuncu çıkarmak. Zaten 5 sene içerisinde de takımımız hazır oluyor.
Genellikle futbol sahalarında gördüğümüz şiddet olayları zaman zaman basketbol maçlarında da görülmeye başladı. Bunun nedeni nedir sizce?
Çoğumuz için en önemli şey; kazanmak. Basında “bu savaşı kazanacağız” şeklinde yazıldığı sürece, ölçü sadece kazanmak olduğu sürece, taraftarların da maçlara bu şekilde bu psikolojiyle gelmesi normal. Zaman zaman bizler de maç içerisindeki tavırlarımızla taraftarların davranışlarını körüklüyoruz. Bu nedenle, kaybedeni de alkışlamayı öğrenmeliyiz. Bunun için eğitim şart. Fakat bu sözünü ettiğim eğitim, okul değil. Spor bilincinin gelişmesi. Sahada oynanılan maçların eninde sonunda spor olduğunun, ve kaybedenin de alkışlanması gerektiğinin bilici yerleştirilmesi gerekiyor bence.
Sizce iyi bir hakemde olması gereken özellikler neler?
İyi bir hakem diyalog kurabilmeli, anlayışlı ve esnek olmalıdır. Bu esneklik tabiî ki de kararlarında değil. Sonuçta kurallar bellidir. Ama hakem, atmosferin içine girebilmeli. Mesela bana göre FIBA’daki hakemlerin çaldığı düdükler gerçekten çok kötü ama antrenör ve oyuncularla diyalogları çok iyi. Zaten olması gereken de bu. Maç içerisinde heyecanın en üst seviyede olduğu bir anda bençteki herkes ayaktayken hakemin gelip “yerine otur” demesi ortamı daha da çok germektir. Hakem bazı anlarda bazı şeyleri duymamalıdır.
Unutamadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Hakem arkadaşımızın adını hatırlayamıyorum ama Caferağa’da bir maçta devre arasında hakem arkadaşımız geldi ve bana “Sana teknik faul vereceğim” dedi. “Neden” diye sordum, “Dışarıdan çok çirkin gözüküyor hareketlerin” dedi. Ben de “ben sana küfür ya da hakaret etmiyorum ki. Tribünlere karşı sana gülümseyerek küfür etsem güzel mi gözükecek” dedim. Sonra bana “haklısın” demişti.
|