
17.10.2007
Bu haftaki konuğumuz, uzun yıllar hakemlik yapan ve şu anda MHK üyesi olan A.Kadir Özçelik. Kendisiyle yaptığımız röportajda oldukça samimi cevaplar veren Özçelik'e teşekkür ederiz.
Basketbol hakemliğine nasıl başladınız? Sizi birisi mi yönlendirdi?
Kimsenin yönlendirmesi ile başlamadım. Spor Sergi Sarayı’nda oynanan bütün basketbol maçlarını izlemeye giderdim. Deniz Harp Okulu’nun da o senelerdeki gücünün Teknik Üniversite’ye denk olması nedeniyle oynanan bütün maçları izlemeye gidiyordum. Daha sonra Ankara’ya tayin oldum. Deniz Kuvvetleri’ndeyken de bütün maçlara gitmeye devam ettim. Daha sonra “nasıl olur da basketbol camiasının içine girebilirim, nasıl hakem olabilirim diye” düşünmeye başladım. Bu sırada Ankara’da Topuzoğlu tarafından 30 kişilik özel bir kurs açıldı. Bu kurs gerçekten özeldi. Zaten bu kurstan benle beraber çıkan hakemler bu kursun gerçekten özel bir kurs olduğunu göstermekte. Bu kurstan ilk önce Osman Erverdi çıktı. Daha sonra benle beraber Kadir Türkkan, Muharrem Aydınoğlu, Nermi Süzenler gibi isimler de çıktı. 30 kişilik özel bir kurstu.
Peki o kursta sadece asker kökenli hakemler mi vardı?
Hayır sadece, biz üç kişiydik. Biz üçümüz hakem olmak istiyorduk ve kursu duyunca başvurduk.
90’lı yıllarda sizin öncülüğünüzde Fatih Dalay, Osman Cengiz, Recep Ankaralı, Murat Biricik gibi halen şu an İstanbul’da ve uluslararası organizasyonlarda düdük çalan bir hakem grubu yetişti. Daha sonra ne oldu da İstanbul gibi basketbolun kalbi olan bir şehirde bu durdu?
Bizim sorumlu olduğumuz dönemde Hüsamettin Topuzoğlu, benim Avrupa’da zihinsel olarak hakemlikte başarısız olmamın ardından beni bu konuda görevlendirdi. Eğitimci kimliğimle de ben böyle bir göreve soyundum. Avrupa’da hakemlik yapıp ülkemize geri gelenler, nasıl gençleşeceğiz anlayışı ile gelip bunun nasıl gerçekleştirilebileceğini düşünmeye başladılar.
1985’te ilk kursu açtığım akabinde bu kurstan çıkan genç arkadaşlar, benim o dönemde 1.ligde görev yapıyor olmamın da avantajı ile benim yanımda maçlara çıkmaya başladılar. Ben de, bu arkadaşları kendi yanıma çektim ve bu arkadaşlar çok genç yaşta 1. ligde görev yapmaya başladılar. Bu konuda da, bu kadar iddialıyım. Çünkü benim hakemlik yaptığım dönemde 30 yaşındayken ben genç hakem olarak sayılıyordum.
Hakemlerin gençleştirilmesi için önce bu anlayışı önce sizi yönetenlere sonra da takımlara kabul ettirmek gerekiyordu. Buna takımlar da destek verdi, bunu kabullendiler. Kabul edilmek için, işini doğru yapıyor olmalısınız. Bir kara parçası yakalamak gerek.
1989’daki kurs da aynı düşüncelerle aynı amaçla açıldı. Aynı paralelde hareket ettiğinizde de aynı sonucu alırsınız ve bu kurstan da aynı sonucu aldık. O kurstan çıkan hakem arkadaşlarımız da yürüdü gitti. O kurstan da Mehmet Keseratar çıktı. Fakat daha sonra İstanbul’da bu anlayış nedendir bilinmez son buldu.
Son yıllarda hakem eğitimine çok büyük önem veriyorsunuz. Oynanan her maç izleniyor, hakemlerin maçlarda çaldıkları düdükler kurallara göre yorumlanarak maç cd’leri hakemlere gönderiliyor. Ayrıca fiziksel kondisyon çalışmaları ciddi bir şekilde takip ediliyor. Bunu karşılığı alınıyor mu? Hakemlerin performansında bir gelişme var mı?
Eğitim, dünyanın en zor işidir. Hem tek tek işleyeceksin hem de sabırla çalışırsan başarırsınız. Eğitim, çok uzun zaman alır. Tabii ki de 10 senede yaptığınızı 1 senede de yapmaya çalışabilirsiniz. Biz de, bu çalışmalarımızın sonucu 2-3 sene içerisinde alacağız. Organizasyonu iyi kurup ekip çalışmasıyla verim alınabilir. Bizim bu çalışmalarımız amacı, Türk hakemlerinin Avrupa’daki organizasyonlarda yer alması değil, bu organizasyonlarda daha fazla Türk hakemin üst düzeyde maç yönetmesidir.
Birçok hakem yetiştirdiniz. Ve yaptığınız tespitler hep doğru çıktı. Hakem kriteriniz nedir? Sizce iyi bir hakemin sahip olması gereken özellikler nelerdir?
Bir üst düzey hakem yetiştirmek ve kimlerin hakem olacağını tespit etmek tabii ki de bir tecrübe işidir. İyi bir hakem Avrupa’da üst düzey organizasyonlarda düdük çalan hakemdir. Fakat iyi düdük çalmanın yani hakem hünerlerinin yanı sıra iyi bir hakem olmak için diğer sosyal özelliklerin de çok iyi olması gerekmektedir. İyi bir hakem, nerede nasıl davranacağını, çatalı bıçağı nasıl kullanacağı, ne zaman espri yapacağını bilmelidir. Avrupa’da üst düzey bir organizasyonda en üstteki kişilerle yemek yerken o kişilerin dilinde konuşabilmeli, dünya konjöktörü hakkında onlarla sohbet edebilmeli, onlara kendi dillerinde espri yapabilmelidir. Hakemin bir lisanı bilmesi değil o lisanla konuşup, espri yapabilmesi gerekmektedir. İyi bir hakem, hakem hünerinin yanı sıra doğru bir kişiliğe, eğitime ve lisana sahip olmalıdır. Bu saydığım sosyal yanlar, belki de iyi bir hakemliğin % 50’sinden bile fazlasını oluşturmaktadır. Bunu sosyal özelliklerle beraber eğer hakem hüneri de varsa çok daha kısa sürede yükselecektir.
Bizimle unutamadığınız bir anınızı paylaşır mısınız?
Herkesin de bildiği bir anım var benim. Necip Kapanlı ile yönettiğimiz Efes Pilsen – Galatasaray maçında top çemberin üstündeyken, yabancı oyuncuların da o seviyede çok fazla olması nedeniyle çembere alttan giren bir topu filenin hareketine bakarak sayı olarak saymıştım. Bu pozisyonu, Hüsamettin Topuzoğlu, videodan ağır çekimde 2-3 kere izleyerek karar verebilmişti. Herhalde bu olay, basketbol tarihinde bir ilkti ve başka olaylar gelene kadar da tek olarak kalacak.
Hakemlik yaptığınız dönemde hangi antrenörün ya da oyuncunun maçını yönetmek veya hangi hakemle maç yönetmek sizin için kolay ve zevkliydi?
Şimdi tabi ki de isim vermek pek istemiyorum ama Ertan Anadol ile maç yönetmek çok rahattı. Çünkü kendi önünden başka hiçbir yere düdük çalmazdı. Ama Rahmetli Hikmet Erdem, tam aksine her yere düdük çaldığı için onunla maç yönetmek zordu. Antrenör olarak ise, Kemal Erdenay hiç itiraz etmezdi.
Son olarak söylemek istediğiniz bir şey var mı?
Amacımız, tüm basketbol hakemlerini, konfederasyon gibi tek bir çatı altında toplamak.
|