
05.12.2007
Bu haftaki konuğumuz Türk basketbolunun unutulmaz yıldızı, Pegasus'u Harun Erdenay. Tüm basketbol hayatı boyunca sadece 1 kez teknik faul alan Erdenay, hakemlerimize örnek olacak açıklamalarda bulundu.
Harun Erdenay’ın kim olduğunu, geçmişini tüm Türkiye biliyor. Bize şu an neler yaptığınızdan bahseder misiniz?
Şu an basketbolu bıraktım ve basketbol milli takım menajerliği yapıyorum. A milli takım menajerliği. Onun haricinde de İstanbul Teknik Üniversitesi’nin menajerliği yapıyorum. İTÜ’ye yardımcı olmaya çalışıyorum elimden geldiğince. Ayrıca bu sene tekrar basketbola da dönebilirim İTÜ forması altında, 2. ligde. Onların çıkmalarına yardımcı olmak için...
Çıktıktan sonra?..
Çıktıktan sonra oynamam herhalde. (Gülüyor)
Pegasus lakabı nereden geliyor?
Benim zaten basketbol camiasında oyun tarzımı bilirler. Çok uzun turnikelerle oynardım. Ülkerspor zamanında bizim maçları yorumlayan İsmet Badem, “Vayy, Harun pegasus gibi Pegasus gibi diye diye, Pegasus lakabını bana takmıştır. Mitolojideki uçan attır Pegasus.
Babanız sizi, boyunuzu uzatmak için kollarınızdan asmış diye duyduk. Var mı böyle bir olay?
Aslında o söylenti yani... Kollarımdan asması şöyle; beni çembere asarlarmış, ellerimle tutarmışım çemberi, Hüseyin abiler(rahmetli). Onlar da karşı potada basket oynarlarmış. Ben potada ağlayana kadar en sonunda ağlarmışım, bırakmıyorum da. Beni o zaman alırlarmış, belki de kollarım ondan uzadı, bilemiyorum.
Boy uzatmak için diye duyduk ama kollar uzamış, demekki yaramış...
Benim kol açıklığım 2,05 cm. Boyuma göre çok fazla. Şöyle kollarımı açsam 2,05 cm.
Önceki yıl Mersin’deydiniz. İsteyerek gittiniz, nasıldı Mersin?
Sonuçta şimdi şöyle oldu: Teknik Üniversite çok zayıflamıştı. Ben de hiç Anadolu’da oynamamıştım. Eşim çok baskı yaptı, eşime de iyi bir teklif gelmişti, takım iyiydi. Değişiklik olsun dedim, bir kere de gidip Anadolu takımlarından birinde oynayayım. Çok da iyi oldu, çok güzel bir senem geçti Mersin’de.
Dönüş nedeniniz nedir?
Basketbolu bıraktım artık. Ben Mersin de oynarken, milli takımdan menajerlik teklifi gelmişti zaten. Mersin’e giderken son senem diye de gitmiştim. Bir sene oynayıp basketbolu noktaladım.
NBA’den teklif alıp gitmediniz, bunu da biliyoruz. Bu konuda neler söyleyeceksiniz?
Şu yüzden gitmedim: 1993 yılında aldım teklifini. Fakat 93’te o zamanlar Avrupalı oyuncular pek barınamıyorlardı NBA’de. O yüzden ben de yedek kalmak istemedim. Adamlar da söyledi; bir iki sene yedek kalacağımı, sonra mutlaka oynayacağımı, yeteneklerim olduğunu söylediler fakat ben onu göze almadım.
Şimdi olsa gider miydiniz peki?
Bu şartlarda giderdim tabi. Avrupalı oyuncular çok revaçta.
Spor arabalara merakınız var. Hız kadranında kaç km.’yi gördünüz?
Evet, spor arabalara merakım var. Zaten daha önce de bir çok spor arabayı kullandım. Şimdiye kadar çıktığım hız 310 km. Atina’ya giderken, otobanda, çok da güzel bir otoban. Ferrari marka araçla 310 km hıza çıktım. Ama çok heyecan vericiydi...
Hakemlerle ilgili bir anınızı paylaşır mısınız bizimle?
Hakemlerle benim aram her zaman iyi olmuştur. Şöyle söyleyeyim; bugüne kadar bir tane teknik faul aldım hayatım boyunca. O teknik faul de 2 kere çizgiye bastım diye. Base line’dan katederken 2 kere çizgiye bastığım için aldım teknik faulü. Ben hiç bir zaman maçlarda hakemin art niyetli olduğunu düşünmüyorum. Hakem de oraya gelmiş düdüğünü çalıyor. O yüzden çok fazla itiraz da etmedim hiç bir zaman. Benim hakemlere tavsiyem, bazen bazı hakemleri görüyorum, seyirciye cevap veriyorlar, oyuncuya kenardan cevap veriyorlar. Hakem bence sahada ne kadar tahrik olursa olsun işini yapmalı. Mesela geçen sene İTÜ - Gelişim maçı, en son maç. Ben de bizim Teknik Üniversite tribünündeyim. Seyirciyle beraber oturuyorum. Tribünde de, hakeme laf ediyorlar, söylem yapıyorlar, küfür şeklinde değil. “Ne yaptın... nasıl çalıyorsun....işte böyle olur mu...” falan filan. Döndü hakem tribünden bir şahsa “Oo hayırlı olsun, yine maçtasın” dedi. Şimdi bu bir yanlış. Hakemin orada, tribünde ne olursa olsun, görevini yapması lazım. Daha önce kenardaki oyuncuya da karşılık verdi. Hakem ne yapar; hakemin gücü var, oyuncu bir şey diyorsa teknik faul çalar. Ama hakemin bence çıkıp tribündeki bir şahısla uğraşması yanlış bir olay. Genç de bir hakemdi ismini hatırlamıyorum. Ama bu yanlış, hakem açısından hoş gözükmüyor. Hakem döndü tribündeki adamla diyaloğa giriyor. Buna gerek yok sen hakemsin işini yap tribünde bin kişi var.
Şimdi ben çıkıyorum, bir Beşiktaş maçıydı, bana küfrediyorlar ...................... diye. Ben seyirciyle bir diyaloğa girmiyorum orada. Hakemin de orada işini yapması lazım. Tecrübesiz genç bir hakemdi.
İyi bir hakemde olması gereken vasıfları soracağım ama bunu da biraz cevaplamış oldunuz.
Valla çok iyi hakemlerimiz de var. Şu anda bir kaç tane isim aklıma geliyor, saymak yanlış ama çok iyi hakemlerimiz var. İyi bir hakemde olması gereken vasıflar, hakem tecrübeli olmalı. Tecrübe önemli bir şey. Ne kadar maç yönetirse o kadar tecrübeli olacaktır. Gördüğünü çalacak iyi hakem, maça yüzde yüz her an konsantre olması lazım. Hakemin bir saniye maçı kaçırayım lüksü olamaz. Zaten yüzde yüz konsantrasyon sağlayanlar çok iyi hakem oluyor. Onun dışında seyirciden çok fazla etkilenmeyecek. Ne kadar sinirli ortam olursa olsun kontrolü kaybetmemesi lazım. Çünkü hakem kontrolü kaybederse maç bu sefer iyice çığrından çıkar, dış etkenlerden etkilenmeyecek.
Peki, tecrübeyle yaşın orantılı olduğunu düşünüyor musunuz?
Bence orantılı tabi. Belki çok genç yaşta hakem olmuştur, çok genç yaşta üst düzey maçlar yönetmiştir. Genç yaşta tecrübeli hale gelir. Ama hangi hakeme gidersen git sor, bugün diyelim Recep Ankaralı, şu an düdük çalıyor, şu an düdük çaldığıyla 10 sene önce düdük çaldığı aynı değildir. Şu an çok daha iyi çalıyordur 10 sene önce çaldığından. Çünkü çok daha tecrübelidir. Yaşla da bir miktar orantılı. Oyuncu için de öyle. Benim 20 yaşındakiyle 30 yaşındaki oyunum aynı değil yani.
Çocuğunuzu kollarından asmayı düşünüyor musunuz ya da basketçi yapmayı düşünüyor musunuz?
Basketçi yapmayı düşünüyorum ama kollarından asmayı düşünmüyorum. Arada deniyorum ama bizimki çok çabuk ağlıyor, hemen alıyorum.
Türkiye’de beğendiğiniz yerli ve yabancı bir oyuncu söyler misiniz?
Yerli İbrahim Kutluay. Seyretmekten çok zevk alıyorum kendisini. Yabancı oyuncu da Türkiye’de yıllardır, gerçekten yıllardır seyrettiğim Damir Mrsiç. O da inanılmaz... Hakikaten üçlükleriyle, oyun tarzıyla Damir Mrsiç en beğendiğim yabancı oyuncu.
Hakem olmayı düşündünüz mü hiç? Basketbolun içindesiniz yıllardır, “şu hakeme inat olsun” diye mesela.
Hakem olmayı düşünmedim. Zorluğu şöyle; bir iki kere maçlarda hakemlik yaptım. Gerçekten zorluğunu gördüm, yani kenardan görüldüğü gibi değil. Çünkü oranın içinde olmak, herşeyi görmek kolay bir iş değil.
Son olarak eklemek istediğiniz bir şeyler var mı?
Valla, şöyle söyleyeyim, ben yine hakemlik konusunda söyleyeceğim. Şimdi çok zor bir meslek. İki tarafı memnun etmek çok zor. Bazen öyle maçlar oluyor ki. Bir takımın koçu hakemlere hatalı diyor, öbür takımın koçu da hakemler hatalı diyor, oyuncu da hakem hatalı diyor, seyirci de hakemler hatalı diyor. Yani bence, biraz da hakem olacak kişinin bunlara kulaklarını çok iyi tıkayabilmesi lazım. Sonuçta hakem orada işini yapıp, düdüğünü çaldıysa hatalı bile çaldıysa, gönül rahatlığıyla çıkabilir. Ama şunu da yapmaları lazım, hakemler de bence, maçları seyrediyorlar mı bilmiyorum, maçlarını seyredip oradaki hatalarını göreceklerdir muhakkak. Hatasız hiç bir hakem yoktur. Bu hataları neden yaptıklarını görüp, bir sonraki maçta bunları yapmamalarını düşünmeleri lazım. Bunları yapanlar da zaten iyi hakem olacaktır.
|