
26.12.2007
Bu haftaki konuğumuz, adı Beşiktaşla özdeşleşmiş eski bir futbolcu. Evet bir futbolcu. Ancak evlerinde basketbolla alakalı 2 kişi var: Eşi ve oğlu. İşte masa görevlilerimizden Figen Keskin'in eşi Gökhan Keskin'in samimi sohbeti.
Orta yaşlılardan sizi tanımayan yoktur herhalde. Yeni nesil için, kendinizden biraz bahseder misiniz? Gökhan Keskin kimdir?
01.02.1966, İstanbul doğumluyum. 1976’da Beşiktaş minik takımında futbola başladım. Kulüpten hiç ayrılmadan 1983’de profesyonel oldum ve 1996 yılına kadar Beşiktaş’ta aralıksız futbol oynadım. Daha sonra İstanbulspor’a geçtim. 2000 yılında futbolu bıraktıktan sonra teknik adam olarak görev almaya başladım.
Futbolda şampiyonluklar, zaferler yaşadınız. Basketbolla alakanız ne boyutta?
Bizim dönemimizde bir Efes Pilsen fırtınası vardı. Aydın Örslü, Naumoskili, Tamerli, Ufuklu... O takımdan dolayı Türkiye’de basketbolun sıçrama dönmiydi zannedersem. Biz de heyecanla Efes’i takip ediyorduk.
Fiziğiniz basketbolcu olmaya da oldukça uygun. Basketbol değil de futbolu tercih etme nedeniniz nedir?
Bu, doğuştan herhalde! Biz gözümüzü açtığımızda futbol topuyla büyüdük sayılır. Okulda da tenefüslerde hep futbol oynardık. 1976’da da lisanslı fubolcu oldum. Yani 10 yaşındayken futbola gönül vermiştik zaten.
Hiç basketbolu düşünmediniz yani...
Basketbolu düşünmedim. Seyirci olarak tamam ama oynamayı hiç düşünmedim.
Zaman zaman salonlarda sizinle karşılaşıyoruz. Seyrettiğiniz maçlarda hakemler dikkatinizi çekiyor mu?
Şöyle söyleyeyim; oğlum basketbolu çok seviyor, basketbolcu olmayı istiyor zannedersem... Fırsat buldukça ve zamanım oldukça onun maçlarını takip etmeye çalışıyorum, fazla eleştiri yapmadan!
Hakem konusuna gelince, Mehmet Keseratar var zannedersem. En son Avrupa Şampiyonası’nda da maçlar yönetmişti. O, çömezdi yani. Soyadı aklımda kalıyordu, “Keseratar.” Herhalde kolay unutulmaz bir soyad. Sonra, onun gelişimini takip ettik. Basketbol hakemliği tabii ki kolay değil, hakemlik kolay değil. Sonuçta adı üstünde, hak verme yolundan geliyor. Kimisine göre hakkını veriyor, kimisine göre de hakkı yeniyor. Böyle bir ortamda hakemlik yapmak çok zor. İnsanlara kendini beğendirmek çok zor. Bu zor görevi layıkıyla yapmaya çalışıyorlar.
Hakemlerin kendilerini beğendirmek için yapabilecekleri bir şeyler önerebilir misiniz?
Öneri falan yok. Çünkü hakemler ne yaparlarsa yapsınlar kendilerini beğendiremezler. Sonuçta karşılaşan iki tane rakip var. Bu iki takımın maçının sonucu da diğer takımları ilgilendiriyor. Galip gelen çoğu zaman hakkının verildiğini, mağlup olansa yendiğini düşünüyor. Savunma mekanizmalarından biri her zaman budur. Hep “hakemler hakkında konuşmam” demekle de zaten hakemler hakkında konuşuyorsun, demektir. Bu nedenle de kimseye beğendiremezsiniz kendinizi. Sonuçta, bir isim, bir künye olarak kalıyorsanız o bünyede, başarılısınız demektir. Ben başarıyı böyle tanımlıyorum. Nasıl futbol hakemliğinde 10 tane 20 tane FIFA klasmanına giren hakem varsa, basketbolda da bu şekilde FIBA listesine girebiliyorsa, devamlı formda olup ismi gündemde kalıyorsa, bu hakemler başarılıdır.
Oğlunuzu basketbola siz mi yönlendirdiniz, kendi tercihi mi?
Kendi tercihi. Biz, herhangi bir baskı uygulamadık. Bana kalsa herhalde futbol yönünden baskı uygulardım ama yapmadım. Kendi tercihiydi ve basketbolu seviyor, ilgi de duyuyor. Tabii annesinin (Figen Keskin) de basketbol hakemliği yapmasının da bunda etkisi vardır. Aynı zamanda okuduğu okulda da beraberler devamlı.
Baba ünlü bir futbolcu olmasına rağmen anneyi tercih etti yani...
Kesinlikle... Artık, bu açık ve seçik bir şekilde görünüyor. Futbolla bi alakadar.
Yeni jenerasyondan beğendiğiniz basketbolcu var mı?
Yeni dönemde tabii ki yeni oyuncular çıkıyor. Cenk Akyol var. Ancak gençlerdeki başarısını sürdüremiyor. Kaya Peker, Kerem Tunçeri var. Kerem Tunçeri, zaten başarısının karşılığı oarak yurtdışı transferi yaptı. Kerem Gönlüm var, fiziğiyle her şeyiyle basketbolcu. Fenerbahçe’de de genç arkadaşlar var ama şu anda soru işareti zannedersem. Bu arkadaşlar daha çok genç, bu arkadaşlar basketbolun temel taşları olacaklar. Yaşları ilerleyip, kendilerine imkan verildikçe çok çok iyi olacaklarına inanıyorum.
Son olarak hakemlere vermek istediğiniz mesajlarınız var mı?
Hakemler, kendi özeleştirilerini kendileri yapabilmeli. Vicdanen rahat olmaları gerekir. Yönettiğiniz bir maç sonrası vicdanınız rahatsa ve kendi özeleştirinizi yapıp hatanızı kabul ediyorsanız –sonuçta insanoğlu hata olacak- hiç bir eleştiriye kulak asmadan, bildiğiniz yoldan gitmenizdir önemli olan.
|