 |

23.01.2008
Galip Atabek'le yaptığımız röportajın ikinci bölümünü yayınlıyoruz. Oldukça iddialı açıklamalarda bulunan Galip Abimiz, MHK'ye neden bu kadar yüklendiğini anlattı.
Basketbolda eksik gördüğünüz uygulamalar nelerdir ve sizce çözümleri nedir? Basketbolun en önemli eksiği olmayan şeffaflık. Hakemlik ve spor takımlarının faaliyetlerinde uygulanan kararlarda hem standart olmalı hem de şeffaflık olmalı.
Bu cevabınızı biraz açar mısınız? Her zaman söylediğim gibi profesyonel yani maddi sıkıntısı olmayan bir eğitici grup tarafından izlenen hakemlere her ay veya iki ayda bir durumları bildirilirse hakemler arasında ihtilaf olmaz ve hepsi alınacak kararlara saygı duyarlar. Gerek hakemler gerekse kulüpler için alınacak kararlarda bir standart esas alınarak, herkese eşit uzaklıkta ve sonucu belli net kararlarla basketbolun çoğu sorunları ortadan kalkmış olur. Son olarak, federasyon uygulayamayacağı kararları almaktan kaçınmalıdır. Somut örnek bazı salonlarda birinci lig için yeterli imkan olmamasına rağmen maçların oynatılması gibi. Bu yüzden teknik komiserlerin yazdıkları havaya uçmuş oluyor.
Charlie, en sevdiği kurumun MHK olduğunu söylemişti. Sizi de takip edenler aynı noktaya temas ettiğinizi gözden kaçırmıyorlar. Neden MHK? MHK kurulu kendi içine kapanık çalışmasını sürdürüyor ve dışarıya karşı hiçbir açılıma girmiyor. Ben, bunun, üyelerin ve bilhassa başkanın kulüpçü olmasından kaynaklandığına inanıyorum. Tüm bu olumsuzluklara karşı zaman zaman tenkit ettiğim Namık Kemal Aydın elinden geldiğince, bazı hatalar yapmasına rağmen, iyi çalışıyor. MHK'nin en kötü yanı hakemleri ve bazı olayları hiç alakası olmayan kişiler şikayet olarak gündeme getirdiklerinde, maçı hiç bir federasyon temsilcisinin ve görevlilerin görmemesine rağmen, hakemleri şikayet edenleri memnun etmek adına yazı yazarak hakemlere ceza veriyorlar. Zamanında bana da bu uygulamayı yapmışlardı. O devirde korudukları hakemlerden hiçbirisinin adı şu anda yukarılarda okunmuyor.
Biraz ortamı yumuşatalım, unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız bize? Hakemliğimizin hızlı dönemleri bir akşam il temsilcisi, Allah rahmet eylesin, Muzaffer Tunçalp telefon edip "şu tarihte Perşembe günü şu okul maçına gider misin" dedi ben de "giderim" dedim. Perşembe günü maça gittim, baktım iki hakem var; Recep Şirin ağabeyimiz de iki kişi ile maçı oynatmaya çalışıyor. Ben "olmaz öyle şey" deyip büyük münakaşalardan sonra maçı tatil edip geriye döndüm. Bir hafta sonra 15 gün maçlara çıkmama cezası aldığımı örgendim ve hırsla Muzaffer hocayı arayıp maçı oynatmadım diye niye ceza verdiğini sordum. "Oğlum sen bu konuda haklısın tabii böyle durumda maçı oynatmayacaksın ama senin maçın önümüzdeki Perşembe iken vazifen olmadığı günde maçı nasıl tehir edersin" deyince başımdan aşağı kaynar suların döküldüğünü hissettim ve özür diledim.
Sizce hakemlerde bulunması gereken özellikler nelerdir? Hakem maçı idare ederken zaman zaman oyuncu ve kenar yönetim gibi düşünüp onları anlayamaz ise maçı tam anlamıyla süzemez. Bu da hakemin bazı pozisyonlarda hatalı düdük çalmasına sebep olur. Bunların dışında insanlarla iyi geçinmek, iyi ilişkiler kurmak hayatın her aşamasında gereklidir. Bunu sahada başaran hakem ise işlerini ciddi olarak kolaylaştırır. Sayılan ve sevilen hakemlere gelecek tepki hem azdır, hem de düzeylidir. Bunu sağlamak ise sahadaki performans kadar saha dışındaki davranışlarla da ilgilidir. Kişiliğini oyuncularla, antrenörlerle, yöneticilerle, hatta velilerle kurduğu doğal diyaloglar sayesinde kabul ettirmeyi başaran hakemler kendilerini olumlu şekilde tanıtmanın ödülünü sahada göreceklerdir.
Şimdi hakemlik yapsanız, hangi yönünüzü biraz daha fazla geliştirirdiniz? Şimdi hakemlik yapsam maalesef para kazanabilmek için konuşmalarımı kısardım. Şaka şaka... Hayatta en zor şey insanları idare edebilmektir. Ancak bunu başarmanın lezzeti de aynı derecede fazladır. Bunun ilk adımı da maçını yönettiğiniz tarafları hasım değil, basketbol dostu olarak görmekten geçer. Doğal olarak her kararınıza sahadaki bireyler katılmayacak ve zaman zaman tepki de verecektir. Her şeyden önce kararlarınızın hepsini doğru olamayacağını sizin kendinizin kabul etmesi gerekir. Bunu yakalarsanız, en önemli engeli, yani kendinizi aşmış olursunuz. Belli sınırları aşmayan tepkileri de olgunlukla karşılamak için kendinize zemin hazırlarsınız. Öncelikli olarak tepkinin amacını anlamak gerekir. Bazı tepkiler anlık olarak pozisyonla ilgilidir ki, ses tonuna ve salonun atmosferine bağlı olarak üzerinde fazla durmamak gerekir. Ancak her pozisyondan sonra aynı kişi kararla ilgili yüksek sesle yorum yapıyorsa, bu kişinin iyi niyetinden kuşku duymak gerekir. En önemli konu ise tepkiler rahatsızlık verici boyutlara ulaştığında, bunları olgun tavır içinde düzgün ama kararlı bir uyarı ile karşılamaktır. Teknik faul elbette başvurulacak çaredir ama çarelerin sonuncusudur. İş teknik faul vermeye kadar uzanmadan sorunu çözebilen hakem, iyi hakemdir. Eğer verilecekse, teknik faulün ne zaman verildiği de önemlidir. Maçın başlarında çok erken verilen teknik faule rağmen, işler kötü gitmeye devam ediyorsa, bu teknik faul bir işe yaramamış demektir. Başa baş giden bir maçın sonlarında verilen teknik faul, sonuç üzerinde belirleyici oluyorsa, bunda da ciddi bir zamanlama hatası olduğu söylenebilir. Hakemin tepkilerin üzerinde en az duracağı periyot galibin henüz belli olmadığı son dakikalardır. Maçları güler yüzlü yöneten, gerektiğinde hata yaptığını kabul edebilen, uzun sürmeyecek konuşmalarla sorunları çözebilen hakemler kendilerine maç verenler için de makbul olanlardır. Sert kişiliğini sahaya yansıtan, çok çabuk reaksiyon veren, gücünü kişiliğinden ve maç yönetme maharetinden çok, teknik faul gibi disiplin cezalarından alan hakemlere, komiteler de maç verirken hayli zorlanırlar. İşte ben de hakemlik zamanın da çabuk sinirlenen ve teknik faul silahını hemen kullanırdım. Şimdi hakem olsam bu hatalarımı yukardaki örneklerde olduğu gibi düzeltmeye çalışırdım.
Basketbolun gözden kaçan tarafları nelerdir? Çok güzel bir soru sordunuz. Örneğin, Bölgesel lig Allah'a emanet. İzleyeni yok, her şehirde kafa kafaya giden maçlarda olaylar oluyor ve yetersiz teknik komiser ve hakemlerin raporlarıyla cezalar verilip olaylar karara bağlanıyor. Bu tür maçlara doğru hakem tayinleri yapmak için hakemleri tanımak lazım. Alt kurullar olmadığı için hakem atamaları bilinmeden tayin yapılıyor ve 80 sayılık farklı maça gayet yetenekli iki hakem görevlendirilirken, zorlu maça, o maçı idare etmesi zor olan deneyimsiz arkadaşlar tayin ediliyor. MHK 4 kişiden ibaret olunca işler ancak bu kadar yürüyebiliyor.
Peki İstanbul'da basketbol nasıl oynanıyor? Yapmayın şimdi İstanbul’a girersek arkadaşlarımız sonun da bize de bulaştı diyecekler
Derler mi? Siz anlatın, tepkilerden anlaşılır düşünceler? İstanbul'da hakemlik bitmiş durumda. İl temsilcisi Osman Bey, çok sevdiğim, saydığım, kişilikli bir iş adamı ve İl temsilciliği görevini yapamayacak kadar efendi bir insan. Yapılan yanlışları görüyor fakat efendiliği, kişilere dur demesini engelliyor. İstanbul ili, maçlarına çıkan hakemlerine para ödemiyor. (Röportaj, maç ücretleri yatırılmadan önce yapılmıştı) Hakem derneği, hakemler ve de İl hakem komitesi olayları seyrediyorlar. Yüz kere söyledik ve İl temsilcisine de söylettik; yeni, bir çok kişili ve görev paylaşımlı bir hakem komitesi kurulsun. En azından para alınmasa bile haftada bir kere herkes bir salona gidip hakemleri izlesin. Ama ne gezer aynı komite aynı demode anlayış ile göreve devam ediyor. Size bir teklif , gelin elbirliği ile iyi bir komite kurup, il temsilcisine, alternatif, basketbolu ilerletecek koşullar ile gidelim, NE DERSİNİZ?.. Çok şükür içimdeki halledilemeyen sorunların büyük bölümünü konuştum, rahatladım. Hoşçakalın.
|
|