
30.01.2008
Bu haftaki konuğumuz Türk basketbolunun lokomotif kulübü Efes Pilsen'in Genel Menajeri Engin Özerhun. Hakemliğin profesyonel olarak yapılması gerektiğini düşünen Özerhun, "Ancak bu yapılanma birden bire olmamalı" dedi.
Kaç senedir basketbolun içindesiniz? Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1972’den beri basketbolu seyrediyorum. 1994’e kadar gazetecilik geçmişim var. Bu süreçte basketbol yazarlığı, Fast Break dergisinin genel yayın yönetmenliği var. 1994’den bu yana da Efes Pilsen’deyim. 94’te Halkla İlişkiler Sorumlusu olarak girdim. İlerleyen yıllarda Genel Menajerlik pozisyonuna geldim.
Gazetecilikten Efes Pilsen’e geçişiniz nasıl oldu?
O zamanlar iletişim bugünkü gibi çok iyi değildi. Efes Pilsen’de, Aydın Örs’lü ilk çıkış zamanında yurtdışını çok fazla takip eden kişi yoktu. Aydın ağabeyle zaman zaman çok konuşuyorduk ne oluyor, nasıl oluyor diye. Amerika değil de daha çok Avrupa. Ağırlıklı olarak Avrupa takip ediliyordu. Aydın ağabeyle sık sık görüşüyorduk yabancı konusunda, dışarıdaki maçların nasıl geçtiği konusunda. O zamanlar da iletişim şimdiki gibi (internet, telefon vs.) olmadığı için, bana burada çalışıp çalışmayacağımı sordular. O şekilde başladı. Aydın Örs vasıtasıyla…
Neden Türk değil de yabancı bir antrenör?
Antrenör değişikliğine gitmeye karar verirce, elimizdeki bütün seçeneklere çok kapsamlı bakarak böyle bir arayış içerisine girdik. Çetin Çeki, Tuncay Özilhan ve ben, üçümüz oturduk, bütün bu seçenekler içerisinde bizim beklentilerimizi karşılayacak bir antrenör olduğuna inandığımız David Blatt’le anlaştık.
Seçeneklerinizde Türk antrenör var mıydı?
Çok geniş kapsamlı olduğunu söylemiştim, dolayısıyla Türk antrenör olmaması mümkün değil tabii. Her şeyiyle, bütün parametrelerle değerlendirme yaptık ve David Blatt noktasına geldik.
Son Avrupa Şampiyonası’nda gördüğümüz kadarıyla gayet doğru bir tercih gibi duruyor dışarıdan bakılınca…
Tabii.. Biraz da zaman gerek tabii. Türkiye biraz Avrupa normlarının dışında bir ülke. Olumsuz manada söylemiyorum ama daha değişik. Bu normlara uyum sağlamak biraz zaman alabilir, diye düşünüyoruz.
Sizce Avrupa’da en zor deplasman hangisi? Ve en ateşli seyircisi olan takım?
En ateşli seyirci Yunanlılar, İspanyollar. Ama sahaların yapısı da çok önemli. İspanya’da Tau, basketbolu çok bilen 9 bin civarında seyircisi olmasının yanı sıra 5 bin 500 – 6 bin kişilik sahası olan Bologna’nın en etkili seyirciye sahip olduğunu düşünüyorum.
Yunanlılar da oldukça ateşli. Mesela Aris’le orada oynadığımız maçta daha gergin olacağını bekliyordum, tam tersi oldu. Olimpiyakos maçlarında hiçbir şey olmuyor. Biraz Panatinaikos maçlarında sıkıntı oluyor. Ama seyirci baskısı manasında en iyi salon, Bologna’nın şehir içindeki salonu.
Bunu şu an için demiyorum, genel anlamda söylüyorum. Şu an içinse CSKA, İspanyol takımları, Panatinaikos, Olimpiyakos son derece zor deplasmanlar. Her sene takımın gücünün değişmesiyle ilgili bir şey bu.
Klasik sorumuz; iyi bir hakemde olması gereken özellikler nelerdir?
Bence, hata yaptığı zaman, hatayı hatayla kapatmamak, yaptığı hatayı dert etmemek en iyi hakem özelliği. Mutlaka ve mutlaka hata olacak ama hatayı başka hatayla gidermek veya maç içinde kendi kontrolünü kaybetmek bir hakem için olabilecek en kötü şey. Bilgiyi, kuralı tabii ki çalışması takip etmesi gerekiyor. Bunları söylemeye gerek bile duymuyorum.
Son yıllarda sanki Efes seyircisinde bir düşüş mü var? Salona seyirci çekmek veya gelen seyirci sayısını arttırmak için yeni projeleriniz var mı?
Pazarlama bölümümüzle daha verimli çalışmaya çalışıyoruz. Onlarla aramızda olan kopukluğu gidermek için yeni bir arkadaş da göreve başladı. Bu sene değil ama bu yaz çok yoğun bir dönem geçirdikten sonra önümüzdeki sezon daha iyi olacak. Bu tek başına bir kulübün yapması gereken bir şey değil. Türk seyircisinin basketbol kültürüne layık olması da gerek. Çok renkli maçlar oynanıyor. Avrupa’dakinin aksine bu maçların çoğu İstanbul’da oynanıyor. Mesela İspanya’da basketbol çok seyirci çeken spor ama 2 haftada bir Avrupa Kupası oynuyor. Seyirciler 2 haftalık bir bekleyiş, 2 haftalık bir özlem olduktan sonra maçlara gidiyor. Burada ise haftada en az 1 hatta 2 kaliteli maç oynanmakta. Belki de ondan dolayı seyirci azlığı ancak tabii ki tamamen buna bağlamak da doğru değil. Diğer kulüpler de şikayetçi bu durumdan. Spor alışkanlığı az olan bir ülkeyiz. Maça gitmekten tut, yürüyüşe çıkmak ve bisiklete binmek de dahil. Aldığımız eğitimdeki Beden Eğitimi dersinin lüzumsuz bir dersmiş gibi görülmesinin buralara yansıma gibi görüyorum ben bu durumu.
Efes neden başka spor dallarında faaliyet göstermiyor?
Basketbolun Türkiye’de ikinci spor olması, başkan Tuncay Özilhan’ın kişisel bir isteği olması. Tabii basketbolu 70’li yıllarda düşünmek lazım. Basketbolun Spor Sergi’de oynandığı yıllarda müthiş bir ilgi çektiğiniz hatırlıyoruz. Bu ilgiyle birlikte kendilerinin de çok sevmesiyle bu spor branşına girmişler. Başka branşlar için büyük yatırımlar gerekiyor. O yatırımları yapacak, o organizasyonları yapacak çok para kaynağı ayırmak ve harcamak gerekiyor. Bu da onların şu anki planlarında gözükmüyor.
Hakemliği nasıl cazip hale getirebiliriz?
Hakemlik amatör olarak yapılıyor. Birden bire profesyonel olsun denecek bir şey değil. Bunlar adım adım olacak şeyler. Tek başına kulüpler, tek başına federasyon birden bire çok önde olup da diğerlerinin arkada olması, olmaz. Hakemlikte bu şekilde, tek başına çıkıp da “Biz profesyonel olduk” diyemez. Sonuçta bir kaynak meselesi, bir kültür meselesi, insanların tek başına hayatını geçindirecek para düzeyini sağlama riskini alma meselesi. Bunlar çok kolay şeyler değil. Yavaş yavaş olacak ama bana göre de çok yavaş ilerliyor. Türk sporunun ileriye gitmesi… Basketbol da daha çok ileriye gidebilirdi. Bence fırsatlar çok kaçırılıyor. Basketbol ileri gittikçe ihtiyaç duyulacaklar, vazgeçilmeyecek oyuncuları, antrenörleri, hakemleri olacak. Şimdi sağlıksız bir şekilde antrenörler ve oyuncular çok profesyonel. Onların arasında da büyük dengesizlikler var. Bir takımda bir oyuncunun aldığı aylık maaştan daha az yıllık maaşı olan oyuncular var. Oralarda da bir denge yok. Para yaratan bir mekanizmayı hayata geçirdiğimiz zaman, basketbol hakemliği de cazip ve profesyonel olacaktır, diye düşünüyorum.
Profesyonel olmalı mı peki?
Olmalı. Bu kadar profesyonel ligde olmalı. Şimdi oyuncu alıyor (x) lira. Hakem alıyor (x/1000). Bu çok mantıklı değil. Türkiye’de spor, her branşta çok güzel bir mekanizmaya sahip değil. Yapılması gereken çok iş var. Bazı takımlar biraz ileriye gidiyor mesela, ama, bu kadar genç nüfusun olduğu bir ülkede olması gerektiği kadar hızlı değil.
Maçlara çıkmadan önce hakemlerin kim olduğu önemli mi sizin için?
Şunu gözlemledim ben; Avrupalı hakemlerden İspanyollar deplasmanda çok rahat maç yönetiyorlar, İtalyanlar çok kolay steps çalıyorlar. Maçlara çıkarken oyunculara bu konuda tavsiyelerde bulunuyoruz. Türkiye’de böyle bir sınıflandırma yapamam ama hakemlerin tek tek ayrı özellikleri olduğunu söyleyebilirim.
|