
19.03.2008
Bu haftaki konuğumuz genç yaşta Türkiye'nin önemli şirketlerinden birinde yönetici pozisyonuna gelmiş, bu yoğun temposunda dahi İstanbul'a hakem olarak hizmetten kaçınmayan bir arkadaşımız: Hüseyin Öztürk.
Hüseyin Öztürk kimdir? Kendinizden bahseder misiniz?
1975 Sivas doğumluyum. Annemin Kıbrıs vatandaşı olmasından dolayı farklı bir kültüre de sahibim. Çocukluğumu Ankara’da geçirdikten sonra ilkokul 2. sınıfı bitirdikten sonra tarih öğretmeni babam ve annemin tayini nedeniyle İstanbul’a geldik. Kadıköy Anadolu Lisesi’ni bitirdikten sonra İTÜ Endüstri mühendisliğini bitirdim. 1998 yılında Efes Pilsen Merter fabrikada sistem geliştirme uzmanı olarak çalışmaya başladım. Çalışırken aynı zamanda 2001’de İTÜ’de Endüstri Mühendisliği yüksek lisansı programını ve 2005 yılında da Boğaziçi Üniversitesi'nde MBA programını bitirdim. 2005 yılından itibaren de Efes Pilsen’de Lojistik Sistemleri Müdürlüğü görevini yürütüyorum.
İşinizden biraz bahseder misiniz?
Efes Pilsen’in tüm Türkiye’deki depolama sevkıyat, planlama ve satın alma süreçlerinin iyileştirilmesi ve geliştirilmesi çalışmalarını ve bu konularda şirkete yeni teknolojik yatırımların projelendirilmesinin yönetilmesi. Bu projelerde aynı zamanda yurtdışı operasyonların birlikte yürütülmesini sağlıyorum.
Hakemlik nasıl başladı?
İlginç bir rastlantıyla başladı. Üniversiteden mezun olduktan sonra Taksim’de okuldan arkadaşlarıma rastladım. Evren Ece ve Ahmet Tolga Can. İkisi de gençlik ve spor il müdürlüğünde hakemlik kursuna başvuracaklarmış. Ben de Fehmi Sadıkoğlu’nun basketbol okulunda basketbola başladığım ve lisede de okul takımında oynadığım için basketbola ilgim vardı. İlgimi hakemlikle devam ettirmek için heves ettim ve hakemliğe başvurdum. 1997 yılı sonunda Recep Ankaralı’nın açtığı kurstan hakem olarak çıktım.
Hep oyuncuydun. Oynarken hakemlere karşı bir antipatin var mıydı?
Çok fazla oynamadım ama hakemlerle her hangi bir poblemim olmadı. Benim için hakemler çok önemli bir rol sahibi değildi. Bizim için en önemli kişi koç’umuzdu.
Peki hakemken oyuncularla yaşadığın problemler nedir?
Öncelikle oyunun kimyasını bozan ve oyunun keyifli bir şekilde oynanmasını engelleyen oyuncular beni rahatsız eder. Şöyleki; bu oyuncular genelde basketbol oynamaktan çok diğer oyuncuların oynamasını engelleyen, aşırı ve devamlı sertlik yapan ve her türlü pozisyona itiraz edip hakemi etki altına almaya çalışan aynı zamanda mimikleriyle seyirciyi hakeme karşı kışkırtan oyuncular.
Hakemlikte hedeflerinize ulaştınız mı?
Aday hakemken çok fazla ilerleyeceğimi düşünmüyordum. Yani zor olduğunu düşünüyordum. Çünkü yaklaşık 1.5 sezon sadece masa hakemi olarak görev aldık. Beraber hakemliğe başladığımız bir çok arkadaş hakemliği sürdüremedi. Farklı salonlarda maç yönetmek ve diğer hakemleri seyretmek önemli zaman demekti. Önümde benden çok daha iyi olduğunu düşündüğüm kişiler vardı. İş hayatının da yoğun temposundan dolayı ilk zamanlar hakemliğe çok fazla zaman ayıramadım. Bu nedenle hakemlik konusunda kendimi geliştirmem uzun sürdü. Ama çalışma ofisimin Kartal’a taşınmasından sonra maçları daha fazla takip etmeye ve maç yönetmeye zaman buldum. Ancak bu sefer de yaşımın da -biraz göreceli olarak- diğer hakemlere göre büyük olmasından dolayı dezavantajlı olarak algılandım ve C klasmanından sonra üst klasmanlara çıkmam uygun görülmedi. Üst klasmanlara çıkamamak ve daha üst düzey maç yönetememek benim için hayal kırıklığı oldu.
Efes Pilsen gibi Türk basketbolunun lokomotifi bir kulübün sahibi olan bir şirkette çalışmanız, acaba yükselmenizi etik açıdan engellemiş olabilir mi
Böyle bir konu hiç bir zaman karşıma dezavantajlı bir durum olarak hakem komiteleri tarafından iletilmedi. Ancak C klasmanı seminerinde Necip Kapanlı “senin yönettiğin Efes Pilsen maçından sonra eğer Efes maçı kaybederse senin açından kötü olur mu, patron sana kızar mı” diye sormuştu. O ana kadar hiç bir zaman düşünmediğim bir konuydu bu. Alt yapılarda Efes Pilsen’in maçlarını yönetmiştim ve o ana kadar aklıma gelmemişti. Kapanlı’nın bende farkındalık yarattığı bu durumu daha üst klasmanlara ilerleyemememde etkin bir faktör olarak düşünmüyorum.
Efes Pilsen basketbolda çok önemli bir marka. Siz de bu marka içinde önemli bir pozisyonda görev yapıyorsunuz. Bulunduğunuz mevkiyi hakemlik kariyeriniz için kullandınız mı ya da kullanmayı düşündünüz mü?
Ben hakemik yaparken şirketteki çok az kişi hakemlik yaptığımı biliyordu. Hakemlik yaptığımı çok fazla lanse etmemiştim. Açıkçası hakemlikte bu ismi kullanmaya ihtiyacım olacağını hiç düşünmedim. Ancak gördüğüm bazı örneklerle böyle bir etkinin olabileceğini ve benim üst klasmanlara yükselmemde etkili olabileceği kanısındayım. Ama şirketin adını kullanmaya ihtiyaç duymadım, istemedim. Kendi emeğimle hakedeceğimi düşündüm hep.
Örnek aldığın bir hakem var mı?
Memduh Öget, Recep Ankaralı, Murat Biricik, Memet Keseratar isimleriyle büyüdüm. Ancak saha içi ve dışındaki tavırları ve yönlendiriciliği nedeniyle beğendiğim isimler Tolga Şahin ve dernek başkanımız Fatih Dalay’dır.
Hakemliğin işinize ve işin hakemliğe kattıkları nelerdir?
Hakemlik yaparken çok önemli bir yöneticilik becerisi gösteriyorsun. Doğrudan sana bağlı olmayan çok farklı yaş gruplarında, çok farklı karakteristiklerde, farklı amaçlarla sahada bulunan oyuncuları, koçları, takım yöneticilerini, seyircileri ve salon görevlilerini yönetiyoruz. Tabii maç sırasında oluşabilecek bir çok farklı olayda çevresel faktörleri ve maçın durumunu gözeterek anında karar verip uygulamak gerekiyor. Ve verdiğin kararın sonucunu 40. dakikanın sonunda bir kazanan takım ve bir kaybeden takım ile mutlu-üzüntülü seyirci grubu olarak alıyorsun. Oyun, sadece skor tabelasındaki sayılardan ibaret değil. Tabii bu, daha hızlı bir şekilde daha objektif kararlar vermeye insanı zorluyor ve insanın karar verme becerisini geliştiriyor. Benzer şekilde de iş hayatında, maçlardaki kadar sık olmasa bile, önemli ve sonuçları etkili kararlar vermek durumundasınız. Burada da karar verme beceriniz ne kadar gelişmişse, bulunan durumu ne kadar iyi analiz edebilirseniz o kadar başarılı sonuçlar alacağınız kararları verebilirsinz.
Hakem maçı yönetmesinin yanında maçın içinde çok önemli bir lider. Yaptığı davranışlar ve psikolojik durumu maç içersindeki bütün rolleri etkiliyor ve peşinden sürüklüyor. Maçın sonunda bütün tarafların tatmin olmuş bir şekilde salondan ayrılabilmesi için bazen sevecen, bazen sert, ama kararlarının ardında duran bir lider olmanız gerekiyor. Bu liderlik becerileri iş hayatında da başarıya götüren, şirketlerin ihtiyaç duyduğu önemli bir özellik.
İşiniz gereği yurt dışında da bulunuyorsunuz. Gittiğiniz ülkelerde basketbol maçı seyrediyor musun?
İş için gittiğim zamanlarda çok fazla vaktim olmuyor ama Rusya’da CSKA Moskova Dinamo Moskova maçına gitmiştim. Amerika’da da New York Clevland maçına gitmiştim. Özellikle NBA maçını seyretmek çok farklı bir duygu. O organizasyonu gözlemlemek benim için çok önemliydi.
Son olarak neler söyleyeceksiniz?
Kimseye kırgın değilim. Yeni hakemliğe başlayan arkadaşlar bizden çok daha fazla şanslı. Bizim gelişmemizle ilgilenen çok fazla kişi yoktu. İlgenmiş görünen bir iki isim de söylemiş olmak için “çok fazla koşman lazım, çok fazla maç seyretmen lazım” deyip giderlerdi. Kendimizi geliştirebileceğimiz farklı zorluklarda maçlara çıkmamız o kadar kolay değildi. Genç arkadaşların ellerine gelen bu fırsatın farkında olmalarını diliyorum.
|