Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
07 Eylül 2010 , Salı20:36 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

09.04.2008

Bu haftaki konuğumuz, İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği'ne yaptığı katkıyla hakemlerimizin kıyafetlerinin yenilenmesini sağlayan, bunun yanı sıra saha dışında hakemlerle çok iyi anlaşmasına rağmen sahada çok zor bir oyuncu olan Ünal Tanyıldızı.


Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

1977 senesinde başlayan bir basketbolculuk serüvenim var. Kurtuluş küçük takımında başladım. Aslen önce futbol oynuyordum Beşiktaş minik takımında. Daha sonra ailevi zorluklar nedeniyle basketbola başladım. Kapalı spor salonu için. Bünyemiz zayıftı, dolayısıyla annemiz bizi basketbola başlattı. 1977 senesinde Kurtuluş’ta başladım. Ondan sonra çeşitli takımlarda oynadım. Askere gittim, Karagücü’nde oynadım. Karagücü’nden Bakırköy’e döndüm, Bakırköy’den Yeşilyurt’a gittim. Ve, bu takımlarda oynadıktan sonra 1992 senesinde sakatlandım. Basketbolu bıraktım ama arada antrenörlük çalışmalarım vardı. Kurtuluş'ta, daha sonra 2. ligde Yıldırımspor’da, Pertevniyal 2. lige terfi, 2. ligde TED A takım, Galatasaray altyapısında genç ve yıldız takım antrenörlüğü yaptım. Bunlarla beraber basketbol oynamaya hala devam ediyorum. 45 yaşında Kurtuluş’ta, amatör kümede oynuyorum. Aynı zamanda Kurtuluş Spor Kulübü’nün Basketbol Şube Kaptanlığı’nı yapıyorum. Kulübün basketbol branşını yürütmeye çalışıyorum.

 

İş hayatı nasıl başladı?

Okurken, oyunculuğum zamanında, aynı zamanda da çalışıyordum. Askerden sonra sigortacılık sektörüne atıldım. 1999 senesinden beri sigorta acenteliği yapıyorum. Bu arada da basketbol camiasına sponsor olarak olabildiğim kadar yardımcı olmaya çalışıyorum. Bu sene de İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği’ne Koç Allianz olarak, karınca kararınca, bir yardımımız dokunduysa ne mutlu bize.

 

Çocuklarınızın da basketbolla uğraşmasını istiyor musunuz?

Çocuklarım da basketbol oynuyor, basketbolu çok seviyor. Büyüğü 12, küçüğü 6 yaşında iki oğlum var. Büyük, uzun zamandır basketbol oynuyor, Caddebostan Spor Kulübü’nde. Ufaklık cimnastiğe gidiyordu iki senedir. Bu sene 6 yaşını doldurdu, artık onu da basketbola yönlendireceğim. Büyük oğlum (onun adı da Ünal) Ülker Fenerbahçe’nin yardımcı koçluğunu ve aynı zamanda kondisyonerliğini yapan Ozan arkadaşımızdan bire bir ders alıyor. Bizim zamanımızdaki yetişme tarzı gibi değil tabii ki. Baştan itibaren basketbolun ana konuları; denge, teknik, top hakimiyetleri… bunların hepsinin eğitimini görerek bir yerlere gelmeye çalışıyor. 12 yaşında olmasına rağmen çok düzgün bir bileği var. Ben de oyunculuğumda skorer çok oynardım, biliyor zaten arkadaşlarımın çoğu. Onda da böyle kalıtsal bir şey var, o da becerikli. İnşallah sporcu olarak devam ederler. Sporculuk bana özel hayatımda da çok şey kazandırdı.

 

Çocuklarınızın profesyonel olarak mı spor yapmalarını istiyorsunuz?

Tabii yapmalarını istiyorum. Çünkü ben 1. lig takımlarında hiç oynamadım. Oynadığım takımların hepsinde hep o takımların en iyi oyuncularından biriydim ve ben hep oynadım takımlarımda, hiç oturmadım kenarda. Oynayabileceğim takımlarda oynadım hep. Ben 14 yaşında başladım basketbola. Geç başlamama rağmen oynadığım takımların 4 Türkiye şampiyonluğu ve 12 tane İstanbul şampiyonluğum var. Benim oynadığım zamanlar amatör takımlar çok iyiydi, şimdiki gibi değildi. 1991 senesinde ben, kazandığım paranın yarısıyla evimin tüm eşyalarını almıştım. Şu anda 1. ligde vasat takımlarda oynayan oyuncuların aldığı paranın çok üstünde para almıştım. Düşünün, bir evin normal bir eşyalarını almaya kalksan 40-50 milyardan aşağı değil. Ben aldığım paranın yarısıyla diyorum. Amatör kümede bir takıma gitmiştim, Yeşilyurt diye bir takıma. Bizim parasal anlamdaki zorluklarımız, şimdi çocuklarımızda yok tabii.

Çocuklarımın bu kötü ortamdan uzaklaşmalarını istiyorum. Artık çocuklar sanal ortamda çok yaşıyorlar, bilgisayarlar… Disiplin yok, istediklerini yapıyorlar. Şimdi çocuklarda yok, yok. Nike ayakkabılar… Bizim zamanımızda Nike’ı bırakın Stan Smithler, Çin kes’leri vardı. Eski antrenörüm Eva Konstantino, hala benim çok yakın arkadaşımdır, Türkiye’nin ilk bayan antrenörü benim antrenörümdü Kurtuluş takımında, o bana, eski erkek arkadaşının ayakkabısını rica edip Fransa’dan ayakkabı getirtmişti. Stan Smith’di. Pamukla siliyordum her gün. Her gün idmandan sonra pamukla siliyordum, başucuma koyuyordum. O kadar iyi baktım ki, 4 sene giydim o ayakkabıyı. Artık ayaklarım sığmıyordu içine, ben o ayakkabıları giyiyordum. Şimdiki çocuklara bakıyorsunuz 20’şer tane Nike’ları var. Yokluk çok zor bir şeye ama disiplin, kötü alışkanlıklardan uzaklaşma, en azından şu çağımızın vebası sigara, eroin, uyuşturucu, kötü arkadaşlar seçmemesi, sporcu kimlikli kaliteli arkadaşlar seçmesi ve bunlarla beraber olması, bunları paylaşması için… Sporcu adamdan hiçbir zaman zarar gelmez. Spor hakikaten evrensel bir obje olduğu için her şekilde anlaşabilirsiniz spor yaptığınızda.

 

Spor yapan insanların ilişkileri kuvvetli olduğundan her zaman başarılı olurlar…

İşte de öyle, işte de… Sosyal faaliyetleri, arkadaşlıkları, ilişki kurmaları…

 

Özellikle takım sporları çok faydalı kişisel gelişim için, değil mi?

Takım sporu dediğiniz an, ortaya o kadar çok şey çıkıyor ki. Acıyı da paylaşıyorsunuz, üzüntüyü, sevinci, başarıyı, kıskançlığı, cezayı… Düşünün, takım 12 kişi, 1 kişi çizgiye basmadı diye 12 kişi tekrar koşuyorsunuz. 12 kişi ceza yiyorsunuz, idman yarım saat uzuyor 1 kişi için. Ama kimse orada çıkıp diyemiyor ki, “kusura bakmayın, Ahmet koşmadı ben de koşmam diyemiyor.” Takımsınız çünkü….. Bunlar çok güzel şeyler. Hele basketbol… Bazı arkadaşlarım söylüyor, “çok zevkli seyretmesi.” Oynaması yüzde 1000 daha zevkli. O kadar keyifli bir spor ki basketbol… Çocuklarımın basketbola devam etmelerini istiyorum tabii ki.

 

Sizin oynadığınız zamanki basketbolla şu anda içinde bulunduğumuz basketbolu karşılaştırdığınızda, basketbolumuzun durumunu değerlendirir misiniz?

Biz kendi basketbolumuzda bazı şeyleri becerdiğimizi söylüyoruz 2010 Dünya Kupası’nı almak gibi. Ama bunlara gelmeden önce diğer branşlara da baktığımızda, bizim senelerdir yıllarca şampiyon çıkarmadığımız bir sürü branş şu anda şampiyonluklar çıkartıyor. Atletizm hiç ortada yokken 5.000 metre, 10.000 metre şampiyonlarımız çıkıyor. Yüzmede dereceye giren sporcularımız çıkıyor, halterde dünya şampiyonlukları çıkıyor, güreşte zaten vardık, voleybolda Avrupa şampiyonluklarımız var, basketbolda Efes Pilsen Avrupa şampiyonu oldu ama Galatasaray UEFA’da şampiyon oldu… Yani bütün dünyadaki sporlarda bütün dünya ülkeleri bir yerlere geliyorlar zaten. Artık aradaki farklılıklar kalktı. Biz dünyada çok iyi durumdayız diyoruz, dönüyoruz Nijerya basketbol takımına bakıyoruz, o da dünya kupasına geldi ve size kafa tutuyor, gerektiğinde yenebiliyor. Şuna gelmek lazım, nasıl dünyaya açıldık… Evvelden NBA’e giden oyuncumuz yoktu, şimdi NBA’e giden oyuncumuz var. Ama ne yazık ki Türk milli takımında oynarken, NBA’deki oyuncularımız en kötü oyuncularımız. Hep yürekten oynayan oyuncular kazanıyor. Tabii ben burada Turgay Demirel Federasyonu’na çok kızıyorum. Amatör ligleri bitirdiler. Altyapıdan oyuncu gelmemeye başladı. Dikkat edip bakarsanız, bana Efes Pilsen’den yetişmiş, son zamanlarda, alt yapıdan yetişmiş bir oyuncu söyleyin… “Yok.” Volkanlar, Ufuklar bunların hiç biri artık yetişmiyorlar. Yok'lar. Kerem Tunçeriler yok. Mustafa Abiler yok. Bunların ardından yetişmiş bir jenerasyon yok. İyi oyunculara bakıyorsunuz, hepsi Amerika’da burslu okuyorlar. Amatör kümelerden gelen iyi oyuncular yok. Amatör kümelerden yetişip gelip 1. lig oynayan oyuncular yok. Takımlar, ancak yüz bin tane öğrenci arasından tarıyor, oradan 50 tane oyuncu çıkarıyor, oradan da işte 10 senede bir tane iyi oyuncu çıkarıyor. Halbuki yatırım oraya yapılacağına amatör kümeye yapılsa, amatör kümedeki oyuncular gidip o topları oynasa… Ama Turgay Demirel Federasyonu, maalesef, maalesef  kendisini bu konuda geliştiremedi. İki seçimdir zor kazanıyordu, bu seçimlerde bir daha kazanacağını düşünmüyorum. Hatta geçen seçimlerde kendisiyle bir telefon konuşmamız oldu. Seçim yatırımı diye düşündüm; amatörlere bir yatırım yapacağını söylemişti, hatta görüşecektik. Ama seçimi kazanınca ne telefon ne bir şey… Bunlar acı… İşte İstanbul Basketbol Hakemleri veya bölgesel basketbol hakemlerinden görebilirsiniz olayları. Baktığınızda Fatih Dalay, Ufuk Akyüz gibi hakemler, hakemliği bırakmak zorunda kaldılar. Orada düdük çalmasını bilmeyen bir sürü hakem… Görüyorum her hafta maç yönetiyorlar. Ama çok önemli değil bunlar. Herkesin her federasyonun bir seçimi var. Ama amatörlerde tamamen, yüzde 100 başarısızlar. Bundan adım gibi eminim.  Düşünün ki İstanbul amatör kümesinde geçen sene maç oynanmadı gibi brir şey. 4 tane maç oynandı. Lig nasıl bitti bilinmiyor. 4 maçtan sonra dediler ki “bitti maç, işte kupa hadi güle.” Oldu bitti.

 

Bu yıl da sezon geç başladı. İstanbul, Türkiye şampiyonalarına hatır gönülle takım yolluyor…

Tabii, tabii, tabii… Ne genç takım statüsü var, ne yıldız takım statüsü var, ne minik takım, ne küçük takım.. E bu çocukları sen böyle yetiştirirsen nasıl Kerem Tunçeriler, Kaya Pekerler, Serkan Erdoğanlar  yetişecek bir daha. Bunlar yetişmeyecek. Bu, büyük bir hata. Nedir tabi, her şeyi para olarak gördü… Ama Tofaş bir kapattı, yarın Ülker kapattı, bakmayın Fener’e, Beşiktaş’a, Galatasaray’a destek veriyor… Efes Pilsen gittiği an Türkiye’de basketbol biter. Efes Pilsen gittiği an Ülker de diyecek ki “ben de artık gidiyorum.” Yapacak yani bunu eninde sonunda. Tofaş nasıl yaptıysa yapacak. Türk Telekom da gün gelecek yok diyecek. Ondan sonra bitti. Sonra bakın aşağıda kaç takım var. Banvit, Kepez Bld., Antalya Bş. Bld… Baktığınızda takım olarak Fener, Beşiktaş, Galatasaray, Karşıyaka, 5. takım sayabiliyor musunuz... Yok. Onlar da gitti mi, Kepez de kalmaz. Bugün Kepez yarın Mepez...

 

İyi bir hakemde olması gereken özellikler sizce nelerdir?

Bu, çok önemli bir konu. Beni arkadaşlarım çok iyi tanırlar. Aynı jenersyonuz biz şimdiki iyi hakemlerin hepsiyle; Recep olsun, Ufuk olsun, Fatih olsun... Mehmet Keseratar keza, benim elimde yetişmiştir, abisi benim çok yakın arkadaşımdır. Kurtuluşludur Mehmet de... Ne olması lazım? Ben hep hakemlerle dalaşan bir insanım. Benim isyanım hep haksızlıklara karşı olan... Profesyonel oynadığım zamanlarda sadece 1 kere atıldım oyundan, ama profesyonellik bitip de şamatasına girdiğim zamanlarda 3-4 defa atıldım. Çünkü orada bir beklentiniz yok, haksızlıklara daha çok isyan ediyorsunuz. Bir hakemde olması gereken özelliklerin en başında, herkesin söylediği gibi, maça peşin hükümlü çıkmamaları lazım. Bir maça çıkarken o maçı, dünyanın en kötü takımı da kazanabilir o gün. Basketbolda bu çok zor ama... Futbolda bunu görüyoruz; bugün 10 tane topunuz direkten döner, bir tane vurur girer, kazanabilir. Buna müsade edecek hakem. Şanstır bu oyunda. oluyor. Mesela geçen hafta bir maç seyrettim, 3. dakikada Real Madrid’den adamı atıyor, Barnebau Stadı’nda. Hiç umrunda değil herifin. Çünkü o maç yönetmeye çıkmış. Kafasında Real Madrid’le Getafe oynamıyor. Orada mor takımla beyaz takım oynuyor diyor. Hakemin adı ne, adil olmak. Herkese eşit çalmak. Hakem bence adil olmalı, dürüst olmalı.

 

Bu anlattıklarınızdan hakemlerin ligin lokomotifi, büyük takımları, kolladıkları sonucunu çıkarabilir miyiz?

Tabii ki... Şimdi dönüp baktığınızda basketbolda da futbolda da hakemlerin hepsi bir maddiyat için orada. Çok başarılı hakemlere baktığınızda onların mali durumlarının çok iyi olduğunu görüyoruz. Mesela Collina’nın. Maddi durumu çok iyi olduğu zaman para önemli olmuyor ve direk işine yoğunlaşıyor. Atıyorum, bir basketbol hakemi 300-500 alıyor, kötü yönettiği zaman, büyük takıma göre kötü yönettiği zaman, büyük takım şikayet ediyor. Federasyon da o büyük takım sayesinde oraya geldiği için hakem maç alamıyor. Şimdi Türkiye’deki düzeni düşünün; Turgay Demirel geçen sene seçilirken arkasında Aziz Yıldırım var... Aziz Yıldırım buradan kalkıyor, basketbol seçimlerine gidiyor. Bugüne kadar görülmemiş bir şey, bir büyük kulüp başkanı gidiyor basketbol seçimlerinde, Galatasaraylı Turgay Demirel’i seçiyor. Fenerli bir başkan Galatasaraylı Turgay Demirel’i seçiyor. Geçen sene Fener’in aleyhine bir tane hakem hatası yok, bütün düdükler Fenerbahçe lehine. Ve final maçlarını bile 30’ar sayıyla kazanıyor. Efes Pilsen-Fenerbahçe maçları 30’ar sayıyla bitiyor. Anlatabiliyor muyum?.. Yani bunlar çok önemli şeyler. Ömer Onan’ı seyrediyoruz mesela. Ömer Onan Avrupa Kupası maçlarının hepsinde 13. dakikada 3 faul, 4 faul. Hepsi faul çünkü. İyi müdafacı ama devamlı elini sokuyor, devamlı vücutla itiyor, devamlı faul yapıyor. Avrupa Kupası maçlarında kimse Ömer Onan’ı tanımıyor. Kimse Turgay Demirel’i tanımıyor, çalıyorlar hemen. Ama burada, burada talimat var, çalamıyorlar Ömer Onan’a. Ömer Onan, Nicholas’ı 8 faulle tutuyor bütün maç boyunca. Hakemler dürüst olmalı, adil olmalı, peşin hükümlü olmamalı ve hakemler adam olmalı ilk önce. Basketbol çok farklı bir spor. Basketbol oynamamış adamın hakem olmaması lazım. Öyle bir kör dövüş ki içeride, biri çakarken giderken öteki vuruyor itiyor... Niye 3 hakemle yönetilmeye başlandı basketbol? Ufacık bir alan ve 3 hakem. Niye_ Çok kavga var çünkü içeride. Basketbolu görmeden de çalabileceksiniz. Benim böyle bir hikayem vardır Necip Abiyle (Kapanlı) Ben Bakırköy’de oynuyorum İstanbul şampiyonluğu maçı. Bir arkadaş turnike atıyordu Kapalıçarşı takımından. Ben koşarak önünden geçtim, önünden geçerken de adamın ayaklarının ucuna gövdemle hafif sürttüm. Çok hafif ama. Adam 360 derece döndü, kaçırdı turnikeyi. Necip abi kasti faul verdi. Bizim kenar ayağa kalktı hepsi. Süleyman Yaşar vardı, bizim eski basketbol hakemlerinden, o bizim yöneticimiz, Bülent Karpat da antrenör. Nasıl itiraz ediyorlar “değmedi” diye. Koşarak geldi yanıma, “bir daha yaparsan seni atarım” dedi. Döndü kenara da “oturun yerinize” dedi. Ben, tamam abi dedim, biliyorum çünkü yaptığım faulü, o da hakem o da biliyor. O görmedi ama o dönüşten benim onu yapabileceğimi, benim kim olduğumu biliyor. Seneler sonra Antalya’da yine bir Türkiye Şampiyonasına gittim, Necip abi davetli gelmişti. Karısına beni şöyle tanıtıyor: Bak, bu adam Türkiye’de basketbol maçlarının 3 hakemle yönetilmesini sağlayacak bir oyuncu. Bir hakem buna bakacak devamlı. Necip abinin böyle bir esprisi vardı. Oyuncuyu tanıyacaksınız, basketbolu bileceksiniz. Amatör kümedeki hakemlerin hepsinden iyi maç yönetirim ben. Şu anda özel maçları falan yönetiyorum, herkes diyor ki “inanılmaz.” Oyuncu bir hareket yapıyor, inanılmaz bir hareket. Bunun için Galatasaray altyapısında çalıştırmışız çocuğu. Özel, acayip bir adım atıyor, bütün hakemler steps çalıyor. Kamerada seyrettiriyorum, “aaaa steps değilmiş bu” Yorumlayamıyor bunu, bilmiyor. Altyapı antrenörlüğü yapmazsan, çalıştırmazsan nasıl bileceksin. Hakem oyuncu olmalı,oyuncudan yetişmeli. Çok zor basketbol hakemi olmak.

 

Oyuncudan yetişen hakem olunca da yaşı geçti diye hakem yapmıyorlar bu sefer de... Genç hakem istiyor federasyon.

Genç hakem... O ayrı. İngilizce biliyor, Fransızca biliyor... Mehmet Keseratar basketbolu doğru dürüst oynayamaz mesela. Mehmet bana göre sorsanız çok iyi bir hakem de değildir. Ama Mehmet, çok düzgün bir çocuktur. Kesinlikle onun yöneteceği maçın altına imzamı atarım. Ondan çok daha iyi hakemler var, çok daha iyi. Ama nedir; İngilizcesi var, Fransızcası var, basketbol kökenli bir aileden geliyor... Mehmet adam gibi adamdır. Kaç tane böyle adam var. Bence böyle hakem yapacağınıza 30 yaşında oyunculuğu bırakmış kişileri hakem yapmaya bakın.

 

Az önce dediğimiz gibi 30 yaşı yaşlı kabul ediyor federasyon.

İşte hakemlik farklı bir şey. 15 yaşında hakem yapıp 30 yaşına kadar hakem olmak farklı bir şey, 30 yaşında basketbolu yiyip, yutup hakem olmak başka bir şey. Şimdi Serkan Erdoğan’ı alıp hakem yapsanız, iyi hakemlik yapamaz mı? Yapar. Kerem Tunçeri yapamaz mı? Yapar. Hepsi yapar.

 

NBA’in en değerli hakemleri 40’lı 50’li yaşlardaki hakemler.

E tabi, bütün finalleri onlara yönettiriyorlar. Onlar için önemli değil ki, onlar için önemli olan 65 yaşındaki adamın da koşabilmesi. Koşsun kardeşim diyor. Benim arkadaşımın babası var, 60 yaşında maraton koşuyor. Kerem Tunçeri’nin hakemlik yapması da basketbol camiası için müthiş bir şey. FIBA olup gitmesi de müthiş bir şey. Real Madrid diyecek ki “bizim oyuncumuzdu bu, şimdi hakem” Adama itiraz edemeyeceksin. Bu adamlara itiraz ederken “bu adamlar birinci lig oyuncusu, nasıl itiraz ederim, o benden daha iyi biliyor” denir. Oyuncu hakemden daha iyi bildiği zaman problem başlar.

 

Bir çok operasyon geçirmenize rağmen hala basketbol oynuyorsunuz. Sağlığınız için özel olarak neler yapıyorsunuz?

1992 senesinde Balıkesir’de, Vefa’ya karşı oynadığımız maçtan bir gün önce Şekerspor maçında sakatlandım.  Türkiye şampiyonluğu final maçından bir gün önceydi. Çapraz bağlarım koptu. 1999 senesine kadar bu sakatlık devam etti. Oynadım sakatlandım, oynadım sakatlandım... O zamanın çok büyük doktorlarına gittim, o büyük doktorlar maalesef bir şey yapamadılar. Sona Allah benim karşıma Ömer Taşer’i çıkardı. Ömer Taşer, bence Türkiye’nin gelmiş geçmiş en büyük, en kalitli en adam gibi adam doktorlarındandır. Yaklaşık 5.5 saat süren ön çapraz bağ, iç dış menisküs kıkırdak ameliyatı geçirdim. Çok büyük bir ameliyattı. Bir sene sakat dolaştım, hatta bunun 3 ayı koltuk değneğiyleydi. Yürümem bile zordu ama müthiş bir ameliyat yaptı, ben de kendime çok iyi baktım. Ve şu anda haftanın 7 günü spor yapıyorum. Bir gün tenis oynuyorum, bir gün futbol oynuyorum, bir iki gün basketbol oynuyorum, amatör ligde oynuyorum, koşuyorum hergün. 7 gün faal spor yapıyorum, hiç yapmasdığım gün 7-7.5 km. koşuyorum. Geçen gün kasığım ufacık sakatlandı. Artık ne olduğunu da biliyorum sakatlığın. Hemen buz tedavime başlıyorum. İki gün hiç bir şey yapmıyorum, sonra ufak ufak koşulara, yürüyüşlere başlıyorum. Yürüyüşlerde hep kontrol ediyorum, ne zaman ağrı olacağını biliyorum. Gençliğin verdiği heyecanda olduğu gibi “hadi gidip hemen oynayayım” demiyorum. Buz tedavisi çok önemli. Gençlere en büyük tavsiyem bu. Her şiş, her zorlandığınız yere spordan sonra mutlaka buz tedavisi yapın. Çünkü buz, oradaki ödemi dağıtıyor ve insanı çok rahatlatıyor.

 

Bülent Karpat’ın antrenör olduğu takımda herhalde güzel anılar olmuştur?

Bülent abiyle çok güzel 2 sene geçirdik. Onun zamanında bir İstanbul, bir Türkiye şampiyonluğumuz var. Bülent abinin müthiş bir motivasyon taktiği vardır. Türkiye şampiyonasına gideceğiz, rahmetli Yıldırım bey (Aktuna) bizim Bakırköy’ün başkanı, aynı zamanda belediye başkanı. Ramazan’dı hiç unutmuyorum 1991 senesinin nisan ayı. Şampiyonaya gitmeden önce çocuklara bir iftar yemeği verelim, hem de çocuklara bir konuşmuş oluruz. Bir sene önce Türkiye şampiyonasına gitmiştik, elenmiştik. PTT ve Antalyaspor çıkmıştı. Bülent abi bizi teşvik etmek için, motive etmek için bazen çok güzel pembe yalanlar söylerdi. Biz de biliyoruz bunları söyleyeceğini. Biz de hazırlık yaptık. Kocaman bir toplantı masasında oturuyoruz, hepimize portakal suyu ve su koyduk. Çocuklara dedim ki, “şimdi Bülent abi bizi motive etmek için, başkana da şirin gözükmek adına yalanlar söylüyor ufak tefek. Ufak yalanlar söylediğini anladığımız zamanlar su içelim, büyük yalanlar söylerse portakal suyu içelim” Yemeğe geçtik, Bülent abi bir şeyler anlatıyor, birisi diyor ki “atma Bülent abi” öteki su içiyor, diğeri, diğeri herkes su içiyor. Bir an geldi Bülent abi “ başkanım, bizim takım müthiş bir takım, arkadaşlık müthiş (hakikaten de müthiş bir arkadaşlık vardı). Aynı benim oynadığım dönemdeki gibi  şimdi benim başım ağrıyor desem, uçağa koyarlar aspirini bunu Bülent’e gönder derler” dedi. Bütün herkes portakal suyuna sarıldı tabii. Sonra dedi ki, “bak başkanım çocukların hepsi portakal suyu içiyorlar, benim yalan attığımı zannediyorlar” diye espri yaptı, o da biliyor herşeyi aslında. Başkan, rahmetli de “Bülentcim ben de portakal suyu içeyim, fazla attın galiba” dedi, o da içmeye başladı.

 

Bir de İbrahim abi... Beşiktaş alt yapısında çalışıyordu, ormanda idmanı o yaptırıyordu bize. Florya’da Şenlikköy Ormanı’na götürüyordu, bize orada çok kötü bir idman yaptırmıştı. Bakırköy’den arabayla gidiyorduk idmana. Bir gün arabaların anahtarlarını saklayıp gece ormanda bıraktık onu. Bekliyor bizigeleceğiz diye... Takım yok. Bekliyor bekliyor takım yok, normalde 15-20 dakikada dönmemiz gerekiyor. Sonra bakıyor otoparkta araba da yok. Çıldırıyor. Ertesi gün Bülent abiye durumu anlatıp idmanı yaptırmak için müsaade istedi. Bülent abi de “al İbrahim, takım senin” dedi. Biz idmanı sürünerek, kusarak tamamlamıştık.

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 690903