Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
11 Eylül 2010 , Cumartesi05:55 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

16.04.2008

Yıllarca basketbolun her kademesinde antrenörlük yapan Savaş Gökbayrak'tan İstanbul için çarpıcı açıklamalar. Gökbayrak, ayrıca çoğu konuğumuz gibi federasyondan oldukça şikayetçi.


Kendinizden bahseder misiniz?

3.12.1956 İstanbul doğumluyum. Basketbol antrenörlüğüne başlayışım çok büyük bir tesadüftür. Çamlıca Kız Lisesi'nde okuyan bir akrabamın kızı vardı. Antrenörleri ayrılmıştı. Ben de o zaman amatör kümelerde basketbol oynuyordum. (Bağlarbaşı'nda) Gelsene dediler, gittim, gidiş o gidiş.  Sene 1975, sene 2008, hala basketbol. Çamlıca Kız Lisesi'ne geçtikten hemen sonra İstanbul Üniversitesi alt yapı için antrenör arıyordu. Bütün Çamlıca Kız Lisesi takımıyla beraber İstanbul Üniversitesi'ne geçtik. 1986 yılına kadar tam 11 sene orada çalıştım. Genç, yıldız, küçük, kız, erkek, A bütün takımlarda ben vardım. Daha sonra Faruk Süren'in isteğiyle Galatasaray kız takımını kurduk. Aynı zamanda Galatasaray Kız Lisesi'nde de çalışıyordum. Oyuncuların büyük kısmı oradaydı. Şu anda federasyonda çalışan Murat Tümer'le Galatasaray bayan takımını kurduk. 1986'yla 1990 yılları arasında Galatasaray'da çalıştık. İlk defa Avrupa'da tur atladık. Alt yapıları da kurduk komple. İlk dört sene boyunca sadece bir kez şampiyon olamadık, Türkiye Şampiyonu olamadık A bayanlarda, işimize son verildi... Kaç oluyor; 24 tane şampiyonluk olması gerekirken 23 olduğu için. O arada beni Brisa istiyor zaten İzmit'ten bayan basketbol takımına. Gittim 4 yıl orada çalıştım. Güzel işler yaptık, Avrupa Kupalarına katıldık, Türkiye'de üst üste 2 yıl ikinci olduk. Daha sonra Milli Takım serüveni başladı. Antrenör, antrenör yardımcısı ve menajer olarak çeşitli aralıklarla A bayan takımında 39 kez yer aldım. Daha sonra İstanbul'a geldim Deniz Nakliyat'a. Oradaki maceram çok kısa sürdü 6 ay. 6 aydan sonra antrenörlüğe küstüm ve bıraktım. Antrenörlük yapmayacağım dedim.

 

Sene kaç?

Yıl 1995. Bir buçuk yıl salonlara uğramadım. Maç seyretmek için bile salonlara gelmedim. Daha sonra Forti Murat'ın, Göksel Zeren'in dürtmesiyle tekrardan Fenerbahçe'ye teknik danışman sıfatıyla başladım ve o başlangıçtan beri hala devam ediyorum. Fenerbahçe'den tekrar İstanbul Üniversitesi'e geri döndüm. Daha sonra ikinci lig serüveni başladı, Enkaspor'a gittim. 4 yıl Enka'da çalıştım. Enkaspor'u birinci lige çıkardık, antremanlara başladık, transferler yaptık, çalışıyoruz, salonda tadilatlar yapılıyor, 30 Ağustos günü kulübü kapattılar!!! Daha sonra Suadiye kulübüne geçtim. Suadiye Spor kulübüydü o zamanki adıyla. Orada Mustafa Çift'le tanıştım. O gün bugündür  gecemiz gündüzümüz hep beraber geçiyor. Daha sonra Suadiye Basketbol İhtisas Spor Kulübü'nü kurduk. Kadıköy yakasında Fenerbahçe'den sonra en çok lisanslı sporcuya sahibiz. 264 lisanslı sporcumuz var ve beden terbiyesinin organize ettiği bütün kategorilere katılıyoruz basketbolda. Hatta Suadiye Gençlik Spor Kulübü diye bir klüp daha kurduk, orada da küçüklerle bir kere daha katılıyoruz. Yani 8 değil 9 tane basketbol takımımız var bizim.

 

Hep bayanları anlattınız, bayan takımlarıyla çalıştınız galiba. Sizin isteğiniz miydi bu durum?

Hep bayanlarda çalıştım, öyle bir başlangıç oldu öyle devam etti. İstanbul Üniversitesi'nde çalışırken 70'li 80'li yıllarda, Fenerbahçe'nin alt yapısında da çalıştım. Yıldız takımında Mehmet Baturalp baş antrenördü. Yıldız takım, genç takım, küçük takım çalıştırdım. Hatta yıldız takımla Türkiye üçüncülüğü derecemiz var. Batur Abi'nin yardımcılığını yaptım deplasmanlı ligde, pek yardımcılık da denmez ya... Daha sonra hep kızlar oldu. İlk defa bu sene İstanbul'da büyük bayanlara katılacak bizden başka takım olmayınca boşta kaldım. Ben de ne yapayım, kulüpte boş boş oturmayayım diye yıldız ve genç erkek takımlarını aldım. Tabi çok büyük keyif yani kızlarla erkekler arasında bir güç farkı, denge farkı var iyi şeyler yaptığımıza inanıyorum. Biz Suadiye olarak da zaten küçük bir semt kulübüyüz, hiç bir yardımımız yok. Spor okulları yapıyoruz, oradan kazandığımız paraları takımlara harcıyoruz.

 

Para için değil çocukların gelişimi için uğraşıyorsunuz aslında.

Tabi çocukların gelişimi için uğraşıyoruz. Şu anda spor okullarında 180 tane öğrenci var. Anneler babalarla birlikte 1500 kişilik aile oluyoruz. Amaç çocukların gelişimini sağlamak, kötü alışkanlıklardan kurtarmak ve tabii ki biz küçük bir kulüp olduğumuz için bizi aşan, gelişim kaydeden çocukları daha iyi kulüplere göndermek. Bizden kim oyuncu isterse anında veririz, tek şartımız gideceği yer bizden daha iyi bir kulüp olsun. Suadiye'den ayrılan, örnek veriyorum ismi Kızıltopraklar Caddebostanlar olmasın da, bir Fenerbahçe, Darüşşafaka'ya gitsin. Büyük kulüplere anında, bedelsiz veririz.

 

Aslında o soruyu da soracaktık. Transferden geliri hedeflemiyor musunuz?

Hayır. Hiç bir çıkarımız yok. Gelirimiz spor okullarından, spor okullarından para kazanıyoruz biz. Yukarı camide dileniyoruz aşağı camide sadaka dağıtıyoruz. İstanbul'un şartlarında salon sıkıntısı çok büyük problem. Biz üç tane salonda çalışıyoruz. İki tanesi minnacık mini minnacık. Oralarda spor okulları yapıyoruz; bir tane büyük salonumuz var, orada da sadece akşamları takımımız antreman yapıyor. Sadece akşamları kullanıyoruz ve her ay 7500 YTL'ye yakın salon kirası ödüyoruz. Bu büyük bir rakam bizim gibi kulüpler için.

 

Basketbolun alt yapıdaki durumu nedir geçmişle şimdi arasında?

Geçmişte bence biraz daha farklılık vardı. A takım seviyesindeki antrenörler alt yapıyla da çalışıyorlardı. Fehmi Sadıkoğlu, Ankara'da Mustafa Erkoç...Hepimiz hem A takımı çalıştırıyorduk hem de alt yapıda çalışmak zorundaydık. Başka antrenör yoktu zaten, bizler yapıyorduk bu işi. Şimdi tabi spor akademilerinin çıkmasıyla Türkiye'nin her yerinde çığ gibi büyüdü. Senede sekiz on tane antrenör kursu açılıyor. Alt yapılarda çalışan antrenörün biraz daha deneyimli olması lazım. Görüyorum, bazı takımlarda oyuncular 15 -16 yaşında, antrenör 19 yaşında. O çocuk nasıl sahaya çıkıp antrenörlük yapacak, çocuklara bir şey öğretecek? Ama bir kaç tane büyük kulüp var Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Efes, Alpella, Darüşşafaka. Bunlar farklı konumda olan takımlar, diğerleri ayrı bir boyutta. Zaten siz, İstanbul liglerinde maç yönetiyorsunuz, görüyorsunuz. Aşağıdakiler ve yukarıdakiler var. Biz grubumuzda namağlup geldik genç erkeklerde. Galatasaray bizi smaç manyağı yaptı. 2.10'luk beş tane adam çıkmış, onlarla baş etme şansımız yok. Çünkü profesyonelce yapıyorlar, amatörce yapıyorsunuz... Sen haftada maksimum üç gün antreman yapabiliyorsun. Çünkü bu çocukların hepsinin okulları var. Galatasaray, Fenerbahçe, Efes gibi elit takımlar dersi çok fazla kaale almıyor. Şimdi bir yığın üç harfli sınavları var çocukların. Anneler babalar çok büyük ilgi gösteriyorlar ama bir yere kadar. Şimdiye kadar iyi bir şeyler yapıldı, bundan sonra daha kötü olacak. Çünkü üniversite sınav sistemi değişiyor, gelecek sene her sene sınav olacakmış, orta okulda liselere giriş sınavları...

 

Amerika modeliyle sporcu öğrenciye burs vererek okutsak?

Aynen öyle.  Yapan okullar var. Yeditepe Üniversitesi yüzde elli burslu sporcular alıyor. Doğa Koleji öğrenci toplamakla yapıyor ama bunlar sadece günlük başarı. 10 tane kızı bir araya getiren Erenköy İ.Ö.O şampiyon oluyor. 10 tane erkeği bir araya getiren şampiyon oluyor. Mesela Şehremini Lisesi. Okulun yolunu bilmezler çocuklar, şampiyon oldular.

 

Okul maçlarında şöyle bir sistem mi olmalı; lisanslı sporcuları oynatmamak gibi, olur mu?

O da engellenemez. Kaliteyi düşürür, engelleme şansın yok. Benim bir ümidim yok. Transfer olayı çıktıktan sonra... Derler ya 'tüfek icat oldu mertlik bozuldu.' Bu transferi ilk başlatan Çavuşoğlu Koleji'dir. Ben yıllarca Galatasaray Lisesinde çalıştım. Okula yirmi tane kız girerdi. Onları boy sırasına sokardık, voleybol antrenörüyle yazı tura atıp, kim kazanırsa voleybol basketbol diye, ben kazanmışsam basketbol voleybol diye kızları seçerdik. Herkese eşit uzunlar denk gelir yirmi tane kızın on tanesi voleybolcu, on tanesi basketbolcu olurdu. Şimdi taşıma suyla değirmen dönüyor, antrenörlük çok daha kolay.

 

İşte bayanlar bölgesel ligi. İstanbul'da çok acı bir şey; bayanlar bölgesel liginde takım yok. Birinci ligde beş tane takım var, ikinci ligde hiç takım yok. (Bakırköy bu sene çıktı) Burada kabahatin bir bölümü de, iğne çuvaldız misali, basketbol federasyonunda. Basketbol Federasyonu herşeyi para olarak algılıyor. Liglere katılacaksın para ver, lisans yapacaksın para ver, sahaya çıkış belgesi alacaksın para ver. Yukarıda antrenörlük yapıyorsan kartına göre birinci lig için 1500 YTL, şurada yapıyorsan şu kadar, kademe kademe para alıyor. Artık tamamiyle paraya döndü. Mesela üç yıl antrenörlük yapmadın, dördüncü yıl yapacağım diyorsun, geçmiş yılların da parasını istiyor. Yapmadığın yıllarında parasını da alıyor o günkü rayiçten. Espri yapıyorum hatta yakında 900'lü hat açacaklar. Lisans için 900 900 900 arayacaksın, fikstür için 900 900 900... Telefonda 12 Dev Adam çalacak... İkinci lige çıkan bayan takımımızı o yüzden ligden çektik. Hesap yapıyorsun öyle yapıyorsun böyle yapıyorsun, sigortası, SSK'sı, sağlık giderleri, yol parası... Oyuncuya hiç para vermeden 70-80 milyar yıllık maliyet. Bizim gibi mahalle klübü nasıl kaldırsın? Mecburen çekildik ligden.

 

Gelelim hakemlere, hakemlerle aranız nasıldır?

Benim hakemlerle hiç bir sorunum olmadı. Olmaz yani. 33 yılda 9 kere teknik faul aldım 1 kere diskalifiye oldum. Diskalifiye olduğum maç da emanet bir maçtı, kendi takımım değildi. Beşiktaş-Ortaköy genç kız maçında Ortaköy'ün başında çıkmıştım.  Beşiktaşın alt yapısıydı, kaybediyorlardı. Murat Tümer laf etmesin diye yırtındım, yırtındım 1 sayıyla kazandılar. İtirazın dozajını biraz fazla kaçırmışım, atıldım. Hakemlerle çok fazla sorunum olmaz. Bu belki de benden kaynaklanıyor. Ben çok çabuk unutabilen bir insanım ama belli kesimdeki hakemlerin art niyetli olduğunu da düşünüyorum biraz. Özellikle Bayrampaşa grubu var... Sebahattin Merdan'la da konuştum bu durumu. İstanbul'da Ahmet Cömert grubu ve Bayrampaşa grubu var. Kadıköy yakası daha elit daha derli toplu daha kontrol altında. Kontrol derken belki çirkin bir kelime oldu ama MHK üyelerinin daha bir gözü önünde olduğundan belki de. Bayrampaşa farklı bir boyut. Oraya maç konulduğu zaman ayaklarım geri geri gidiyor. Oyuncularına sahip olmakta zorlanıyorsun. Acayip kararlar çalınıyor, hep aynı insanlar, aynı yüzler yıllardan beri aynı insanlar... Değişik hiç bir şey yok. Hiç mi hakem yetişmiyor ya da yetişip hepsi Kadıköy yakasına mı geldi? Hiç mi o taraflarda o yakada hakem yetişmiyor? Öyle bir sorun var ama bunlar karşılıklı diyalogla çözülebilecek şeyler. Burada tabi biz, antrenörler de biraz abartıyor olabiliriz. Kesin yapılıyor, işi çığrından çıkartan bizleriz. Herkes on saniye sussa, ortada problem kalmayacak. Biz susmayı becerebilsek. Ben kendi şahsıma yapıyorum bunu. Ama ben de 52 yaşındayım, belli bir an geliyor ki insanın sabrı da kalmıyor. Bu sene hiç teknik faul almadım, geçen sene almadım, son senelerde susmasını becerebiliyorum. Bunu herkesin yapması lazım. Ama Bayrampaşa'da da art niyet olduğunu sanmıyorum. Orası farklı bir boyut, farklı bir dünya. Orada bir şey söylüyorsun yanlış algılıyor genç hakemler. Ben 52 yaşındayım, bak diyorum şunu şöyle yaparsan böyle olurdu. Ben senden mi öğreneceğim diyor. Hakemlerde de biraz diyalog eksikliği var. Eskiden biz çok rahat hakemlerle biraraya gelip konuşabiliyorduk. Gene konuşuyoruz ama yeni gelen genç nesil eskileri bilmiyor, bilmedikleri gibi konuşmuyor, sormuyor. Öğrenmiyorlar da. Ben biliyorum muhabbeti oluyor. Tabi hakemlik de çok özveri isteyen bir iş. Fazla üstüne gitmemek lazım. Neticede ben de işin içerisindeyim; paralar pullar ödenmiyor, verilen paralar zaten çok komik... İnsanlar sevmeseler zaten yapmazlar bu işi. O yüzden bazen kızıyorum, madem para için yapmıyorsun o zaman gelme diyoruz. Sevdiğin için geliyorsan da öyle olmayacaksın. Kimse kimseye zorla gel hakemlik yap demiyor. Kimse kimseyi antrenörlük yap diye beklemiyor. Hepsi özveri istiyor. Ben antrenörlüğe başladım 5-6 sene beş kuruş para kazanmadım. Ama bu çok önemliydi, basketbol antrenörü oldum, benim için önemliydi.

 

Sizce iyi bir hakemde olması gereken özellikler nelerdir?

Birincisi çocuk ve insan psikolojisinden, beşeri ilişkiden anlaması gerekiyor. Yani itirazın dozajıyla ne olduğunu anlaması gerekiyor. Neye itiraz etmiş. Yani bir on saniye düşünmesi lazım durduk yerde bir antrenör, bir oyuncu itiraz etmiyor. Tamam, yanlış görmüş olabiliyorsun ama herşeyden önemlisi insanlar. Karşılıklı ilişkiler sözkonusu. Burada yapılması gereken şu; on saniye susmak lazım. Benim bir sinir katsayımı ölçme rakamım vardır; 17. Ben içimden 17'ye kadar saydıktan sonra tamamen sakinleşirim, hiç bir şey olmamış gibi olurum. Hakemlerin de böyle bir otokontrol sistemi yaratmaları lazım. Ben çok sinirlendiğimde saymaya başlarım. Adam ne yapıyor derler. 17 benim rakamımdır. O anda benim sinirim düşer, tekrardan eski halime dönmeye başlarım.

Hakemlerin, sevecen olmaları gerekiyor. Bazı anlar geliyor ki döver gibi oyuncuya. Kaşlar çatık bağırıyor çağırıyor, kaldır elini deniyor. Çocuk elini kaldırmamış işte, bu kadar üzerine gitmenin, ben sana hükmediyorum elini kaldırmazsan senin canına okurum gibilerden uzatmalardan tartışmalar çıkıyordu. (NOT: Hakemler oyunculardan elini kaldırmasını isteyemezler)

İstanbul'da, Türkiye'de hakikaten çok iyi hakemlerimiz var. Geçmişten gelenler de var yeni

çıkacaklar içinde de çok iyi hakemler var. İyi gözle bakacak olursanız güleryüzlü sevecen insanlar hakem oluyorlar. İnsanın güleryüzlü olması bir artı değerdir. Neticede bu bir oyun.  O tip insanlar yukarıya daha çabuk geliyorlar. Bakın, kaç tane bayan hakem oldu deplasmanlı liglerde. Maç yönetebiliyorlar artık. Geçmişte böyle birşey mümküm değildi yani, yoktu.

 

Peki bayan hakemlerle erkek hakemler aynı düzeyde düdük çalabiliyorlar mı?

Bence çalabiliyorlar. Neden çalıyorlar biliyor musun; otuz küsür yıldır bayan takımı çalıştırdığım için hep şunu söylemişimdir; bu erkek oyunu, bunu yapmak istiyrorsanız onlar gibi yapacaksınız, onlar gibi oynayacaksınız, onlar gibi yaşayacaksınız onlar gibi davranacaksınız. Hakem içinde aynı şey geçerli. Neticede hakemlik belki biraz daha oyunculuğa nazaran kolay. En azından haftanın yedi günü çalışmıyorsunuz. O da bir eksi tarafıdır. Hakemlerin de tam profesyonel olmaları gerekiyor. Bugün futbol için de aynı şey tartışılıyor. Trilyonlar dönüyor bu iş içerisinde adam hafta sonu geliyor düdük çalıyor. Ama profesyonel olmuş olsa, nasıl biz antreman yapıyorsak sen de gidip antreman yapacaksın, koşacaksın, videonu seyredeceksin, kendi maçlarını seyredeceksin, nerede hata yapmışsın... Tabi çok meşakkatli iş.

 

Birinci, ikinci ligde federasyon bu dediklerinizi 1 kişiyle yapıyor. Seminerler koca yılda iki defa oluyor...

Federasyon bana, her sene seminere gelmezsen lisansını iptal ederim diyor. Ben beş yıldır hiç

gitmedim. İptal etmiyor parasını yatırdığın sürece. Bu sene gideceğiz artık ayıp olmasın diye ....

Hoş bir şey değil ama maalesef ülkemizde herşey istediğimiz gibi olmuyor. Basketbol çok güzel bir spor. Rahmetli Osman Solakoğlu kitapçık yapmıştı. Osman Solakoğlu, basketbol herkesin oyunu demişti; uzunun, kısanın, zayıfın, şişmanın.  Basketbolun değerini bilmek lazım. Banka değerini daha da yükseltmek lazım. Bugün içeride minnacık çocuklar atlıyorlar zıplıyorlar yeniliyorlar üzülüyorlar seviniyorlar. Önemli olan bu. Gerçi okul maçları amacından sapmış durumda. Önemli olan bahçede, sokakta dolaşacağına, internet kafeye gideceğine çocukların basketbol oynaması. İki tane 40 dakika maç oynandı burada, çocuklar rakiplerini de seyrettiler. Bu güzel bir olgu.

 

Sponsorlar alt yapıya hiç yatırım yapmıyorlar mı? Sizin bayan takımınıza niye bir sponsor yok?

Sponsorumuz vardı Kiel diye bir firma vardı. Bursa'da otobüslere koltuk yapan bir firma. Bir sene yaptı daha sonra ne olduysa vazgeçtiler. İkinci ligde devam edelim dedik, gelin Bursa'da oynayın dediler. Bursa'ya gider geliriz dedik. Sonra İstanbul'da oynayın, yazık çocuklara dediler. Ne olduysa oldu birden bire vazgeçtiler.

 

Bursa'daki lobi bizim takımlardan birine mi sponsorluk yap dedi?

Tabi. Bursaspor transfer yapmış, onlara para vermek dururken bize niye versinler... Benim iki tane sponsorum var. Bir tanesi Aqua Netsu, kulübün ve sporokullarının su ihtiyacını karşılyor; diğeri de sağolsun bakkalımız. O da çayımızı, şekerimizi, neskafemizi karşılıyor.  Karşılığında çocuklarını spor okullarına aldık biz de.

 

O zaman sponsor değiller ki... Karşılığında çocuklarını spor okullarına almışsınız.

Bizim için farketmiyor. 25 kişi idman yaparken 26., 27. de arada kaynıyor diyoruz. Cebimizden para çıkmıyor ya, bizim için sponsor oluyor. Bu arada Zülfü Koçtuğ'u atlamamam lazım. Bayrampaşa Sancak'ın başkanı. Hakikaten çok büyük iyilikler yaptı. Altyapılardaki bütün takımlarımızın formalarını, eşofmanlarını o yaptırmıştır.  

 

Az önce atılma anınızı dinledik. Sizde bunca yılın verdiği antrenörlük yaşantısında daha çok anı vardır mutlaka.

Ali Atik vardı, hakem.  Ben Fenerbahçe yıldız erkek takımındayım. Burhan Felek'te bir maç

oynuyoruz. Orada da bench çizgiye yakındır. Ali Atik, birinci geçişte ayağıma bastı, ikinci geçişte burnumu kırıyordu, üçüncü geçişte elini gözüme soktu, gözüm kan revan içinde kaldı, hastaneye kaldırdılar beni. Sonra da dedi ki 'abi niye yolun ortasında duruyorsun.'

 

Rahmetli Afif Kayalı Türkiye şampiyonalarına giderken bana görev verirdi. O kadar güvenirdi bana, 'Ton ton' derdi. 'Ton ton, şu şampiyonaya gidiyorsun, şu hakemlere bir bak bakalım, nasıllar.' Yazardı isimleri. Ben de bütün maçlara gitmek zorunda kalırdım ve Afif Abi'ye rapor verirdim.

 

Son olarak eklemek istediğiniz şeyler var mı?

İstanbul'da salon sıkıntısı had safhada. Bir yığın kulüp var, İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü bütün okullara kulüp kurdurmaya çalışıyor ama ortada salon yok. Olan salonlar da bir kaç kulübün tekeline verilmiş durumda Milli Eğitim Müdürlükleri vasıtasıyla. Çok büyük rantlar dönüyor spor okullarında. Merdiven altlarında spor okulu yapılıyor. Biz, hakikaten iyi şeyler yaptığımızı düşünüyoruz. Çünkü bizim hayat kaynağımız çocuk. Çocukları alıyoruz spor okullarından minik takıma, oradan küçük, yıldız... Bizim transfer yapma şansımız yok. Sadece kendi yağımızla kavrulmaya çalışıyoruz.O yüzden de salon sorununu ne yapıp ne edip belediyelerin, Milli Eğitim'in çözmesi lazım.

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 692870