
28.05.2008
Fenerbahçe bayan alt yapısında menajerlik yapan Ömer Akan, son zamanlarda herkesin şikayet ettiği temel probleme de değindi: Artık taşın artına elini sokma zamanı geldi.
Bize kendinizden
bahseder misiniz?
1969 İstanbul doğumluyum. 1991, İTÜ yüksek inşaat mühendisliği mezunuyum. Kendi mesleğimi yapmıyorum.
Fenerbahçe altyapı bayan takımlarında menajerlik yapıyorum.
Gayet güzel ve revaçta
bir mesleğiniz varken niçin basketbol?
Açıkçası bunu ben hala düşünüyorum ama kendimce verebildiğim
tek cevap şu; lisenin son zamanlarında ne olmak istediğime net karar verebilmiş
değildim. Türkiye’nin hastalığı bu zaten. Bütün mühendislikleri yazdım, inşaat
mühendisliği tuttu. Gittim, 4 senede de bitirdim. Netice olarak orası tuttuğu için
o bölümü okudum. Basketbolla da Modaspor’da genç takımda oynadım. öyle aman
aman bir geçmişim yok oyuncu olarak. Baktım ki yaptığım işten (basketbol),
mesleğim olan inşaat mühendisliğinden daha fazla zevk alıyorum, bu işi yapmaya
başladım.
Hep Fenerbahçe’de mi çalıştınız?
Hep Fenerbahçe’deydim. Zaten başka bir yerde olsa yapmazdım.
Kongre üyesi ve Fenerbahçeli olduğum için buradayım. Başka kulüpler “gel bizde
yap” dese aynı içtenlikle yapamazdım. Aldatmazdım insanları.
Fenerbahçe olmazsa
olmaz mı demek istiyorsunuz?
Evet. Ama şu saatten sonra inşaat mühendisliği yapamayacağım
için belki daha profesyonel bakabilirim. Daha önce kesinlikle yapmam diyordum
başka yerde.
Fenerbahçe dışında İstanbul’da
hangi işlerde görev aldığınızdan bahseder misiniz?
Basketbol İl Tertip Komitesi’nde komite üyesiyim. Bir arkadaşımızla
birlikte haftalık bölge programlarının çıkmasından sorumluyum. Bu iş, kulüpteki
işimden daha fazla vaktimi alıyor diyebilirim.
Ne gibi zorluklarla
karşılaşıyorsunuz?
İlk bakışta çok net bir salon problemimiz olduğunu söyleyebilirim.
Bölgeye ait, her zaman kullanabileceğimiz bir salon yok. Şu anda bize en yakın şartları
sağlayan salon Bayrampaşa Spor Salonu. Salon problemi dışında hakemlerin sayısal
azlığı da onemli bir problemimiz. Bir diğer problemimiz İstanbul’da her sene
statünün değişmesi. Her gelen tertip komitesi yeni bir statü belirliyor. Biz, turnuvalara
3-5 gün kala bile maçları oynatmaya devam ettik. Statü değişikliğinin en büyük
zararını burada yaşadık. Ayrıca takım sayısının fazlalığı da bizim için
problem. Ticari amaçla çalışan spor okullarının takımlarının çok fazla olması mayıs ayının ortalarında bile bitiremediğimiz
liglerin olmasının nedenidir. Ama olaya İstanbul olarak baktığınızda; Türkiye’nin
diğer yerlerinde oynanan maç sayısı bir yana İstanbul bir yana.
Federasyondan size bir
yardım teklifi gelmiyor mu?
Geçtiğimiz sezona kadar federasyondan hiç bir destek görmedik
desek yeridir. Bu sene başından itibaren yurtiçi faaliyetlerden sorumlu abimiz
Emin Balcı’yla bir kaç kez toplantılar yaptık. Umarım, karşılıklı işbirliği
sayesinde her kategoride İstanbul’a layık, daha güzel bir lig organize etme şansımız
olacak. Ama bana sorarsanız bunun da henüz zamanı var.
İstanbul’un sıkıntıları
arasında hakem sayısından da bahsettiniz. Federasyona bu konuda bir talepte bulundunuz
mu?
Emin Abi’den önce federasyonla çok fazla ilişkimiz olmadığı için
herhangi bir problem götürdümüzde “A!!! Öyle mi?” diyorlar. Açıkçası çok da işin
üstünde değiller diyebilirim.
Durumdan bi haberler?
Evet. Tam tabiriyle o şekilde. Nerede ne maç oynanıyor, kiminle
oynanıyor, ne şartlarda oynanıyor…… Anca bittiği zaman bize 1.’nin, 2.’nin, 3.’n ün kim olduğunu soruyorlar.
Amaç bu olmamalı. Amaç, basketbol organizasyonunun basketbol federasyonunun ukdesi
ve denetimi altında olan bir olay haline gelmesidir. Burada sanki iki başlılık gibi
bir durum var. İstanbul için Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü organize ediyor, İstanbul
dışına çıktığınız zaman basketbol federasyonuna tabi oluyorsunuz.
Gelelim hakemlere. Bildiğimiz kadarıyla hakemlerle oldukça iyi bir ilişki
içindesiniz. Fazla itiraz eden
bir kişilikte değilsiniz. Neler söylemek istersiniz?
Çok itiraz edersen inandırıcılığın
kalmaz. Neticede düdüğü alıp sen de boynuna taktığın zaman senin de hatan olacaktır.
Gayet normal şeyler. Ben şu ana kadar hakemle ne maç kazandım ne de maç kaybettim.
Kendi oyuncularımın yetersizliğinden, teknik olarak koç hatalarından maç kazandım
veya kaybettim ama hakem hatalarından değil. Ben birinci planda hakeme bakan biri
değilim. Hiçbir zaman maçımızın hakemine bakmam. Maçımızı “Ahmet yönetiyor aman
iyi, Mehmet yönetiyor aman kötü” Hiçbir zaman böyle düşünmem. Maça çıkan hakem
kendine yatırım yapıyor. Kendine yatırım yaptığı için en iyi şekilde yönetmesi gerekiyor.
En iyi şekilde yönetmiş olması için de maçı sorunsuz bir şekilde bitirmesi gerekiyor.
Bu konularda hakem arkadaşların koçlardan yeterince destek gördüğüne inanmıyorum.
Koçlarla konuşsanız ayrı bir dert, konuşmasanız ayrı bir dert. Hakikaten çok
zor bir iş yapıyorsunuz. Baktığınızda Anadolu yakasında 10 tane, Avrupa yakasında
belki o kadar bile olmayan hakemin etrafında bu işin döndüğünü görüyorum. Bu, o
arkadaşlarla alakalı değil. Sonuçta onlara git deniyor, onlar da gidiyor. Çok fazla
maddi getirisi de hala yok. Yine de ellerinden geleni yapıyorlar. Yapmamız gereken
tek şey onlara teşekkür etmek. Bu ligin bu şartlarda bitirilebilmesini sağladıkları
için.
Bize iyi bir hakemde olması gereken özellikleri söyleyebilir misiniz?
En önemlisi standart.
Standartları tutturması lazım. Bu, bütün sporlarda olması gereken bir durum.
Aynı pozisyona farklı kararlar her sporda verilebiliyor. Hakemlerin kendi içlerinde
şuna karar verebilmeleri lazım; ben bu işi yapmak mı istiyorum yoksa hobi olarak
mı görüyorum. Hakemin de en az oyuncu kadar kendine yatırım yapması gerek. Bir
de İstanbul olarak bakıyorum, maalesef burada bir kaç tane abimizin sırtına yüklenmiş
durumda. Federasyonun hem maçlar konusunda hem hakem yetiştirme konusunda artık
taşın altına elini sokması lazım. Maalesef ve maalesef bence basketbol her geçen
gün daha kötüye gidiyor.
Konuştuklarımızı bir süzersek ‘federasyon’suzluk paydasında toplanıyoruz
sanki…
Tek bir neden olarak
federasyonu söylemek istemiyorum ama baktığınız zaman büyük pay. Türkiye
Basketbol Federasyonu kucaklayıcı olmalı. Altındaki bütün birimleri, kulüpler,
hakemler, antrenörleri kapsayıcı olmalı. Bunların her biri bir sac ayağı. Bir
tanesi olmazsa basketbolu organize etmeniz mümkün değil. Kesinlikle ve kesinlikle
basketbol federasyonunun alt yapılara ıstanbul’da
çok daha fazla sahip çıkması ve kontrolü elinde bulundurması gerekiyor. Bana
sorarsanız şu çok yanlış; tertip komiteleri var, tertip komitelerindeki insanların
bu işleri yapmasını beklemek yanlış. Başka bir çözüm olmalı. Bu işlerin
basketbol federasyonu çatısı altında belki profesyonel bir şekilde yapılması gerekir.
Emin Abi’yle paylaştığımız bu sıkıntılar, 2010’dan itibaren umarım düzelecek. Bundan
sonra da iş antrenörlerin oyuncu yetiştirmesine kalsın.
Hakemlerle ilgili bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Bayrampaşa’daki bir maçta bir
kere tek faul yedim. Şu anda hakemlik yapmayan bir arkadaş benim ağzımdan çıkmayan
bir lafı benim ağzımdan çıktı zannederek teknik faul çaldı bana. Hayatımın ilk
ve tek teknik faulüdür o. Onun dışında çok fazla anım yok hakemlerle. Başarıyı
da başarısızlığı da çok fazla hakeme bağlamadığım için. Sonuçta hakemler de öcü
değil, tabu değil. Bu insanlarla da oturup sohbet ediyorsun, aynı masada yemek
yiyorsun… Hakemlere daha iyi imkanlar sağlayabilmemiz lazım ki daha iyi
performans bekleyelim. Vermeden almak bir tek Allah’a mahsus.
Son söz…
Bu söyleşi için çok teşekkür
ediyorum. Ne amaçla yapılıyorsa inşallah amacına ulaşır. Biz de mutlu oluruz.
|