
02.07.2008
Uzun yıllar bizi kendisini yakından seyretmekten mahrum bırakan, geri dönüşüyle hepimizi mutlu eden bir hakemimizi, Murat Biricik'i konuk ediyoruz. Almanya'daki tecrübeleri, genç hakemlere tavsiyeleri, planları... Uzun uzun konuştuk. Hoşgeldin 'Biricik' hakemimiz.
Hakem camiasını yakından takip edenler sizin kim olduğunu şüphesiz biliyorlardır. Yine de yeni hakemler ve tanımayanlar olduğunu düşünerek kendinizden bahseder misiniz?
Sporcu bir aileden geliyorum. Babam senelerce sporun içindeydi. Yeğenlerimin 3 tanesi milli basketbolcuydu. Biri Galatasaray’ın kaptanlarından Pınar Baysan ile abisi Cem Baysan ve Telekom’da oynayan Orhan Töre. Benim de sporla ilk tanışmam, her Türk genci gibi, futbolla oldu. 12-13 yaşlarımda, Spor Sergi Sarayı zamanında, birinci lig maçlarında yer silici-paspasçı olarak görev yaptım. Şimdiki bir sürü basketbol devasının, Efe Aydan olsun, Remzi Dilli olsun, Erman Kunter olsun, bütün bu oyuncular maç yaparken ben kenarda yer ıslansın da sileyim diye beklerdim. Daha sonra kendim de aktif olarak basketbol oynadım Pertevniyal’de. Genç takımın son senesine kadar oynadım. Babamın işleri dolayısıyla bırakmak zorunda kaldım. Bir sene sonra eski Federasyon Asbaşkanı Hüsamettin Topuzoğlu’nun önerisiyle hakem kursuna katılmak için Edirne’ye gittim. Edirne’de kursu açan da Sezer Abi’ydi (Üner). Yıl 1990. Kursu birincilikle bitirdim, İstanbul’a geldim ve o sene aday hakem olarak göreve başladım. İl Temsilcimiz Ayhan Dağalas tarafından o sene İl hakemliğine terfi ettirildim. Sonraki sene, o zamanlar milli hakemlik vardı, milli hakem oldum. Aynı sene Turgay Demirel federasyonunun göreve gelmesiyle ben, Recep Ankaralı, Ufuk Akyüz ve Mehmet Keseratar A klasmanına alındık.
3 yıl içinde A klasmanı oldunuz yani...
Evet, 3 yıl içinde A klasmanı oldum ve o yıl klasman sistemine geçilmişti. Eski sistemde yaklaşık 80 kişilik bir liste vardı. Kimisi 1 maç yönetiyordu, kimisi 21 maç. Klasman yoktu. Daha sonra klasman sistemine geçildi ve yaz sezonunda 3 aşamalı bir seminer yaşadık. Tam sayıyı hatırlamıyorum ama önce 70 kişi çağırdılar, sonra 50 kişi çağırdılar ve en son 30 kişi çağırdılar ve A klasmanını açıkladılar. Çok yoğun bir şekilde 3 aşamalı bir seminerden geçmiştik. Böylece 1. ligde maç yönetmeye başladık. Hiç unutmam ilk 1. lig maçım Darüşşafaka-Ortaköy maçıydı. Özcan Akkaya’yla (şu an Amerika’da ve halen görüşüyoruz) yönetmiştik.
Hiç klasman düşürüldünüz mü?
Hayır. 1993’te A oldum, 1996’da da FIBA hakemi oldum.
Almanya serüveni nasıl başladı? Niçin gittiniz?
Ailevi nedenlerden dolayı. Eşimin Almanya’da bulunması ve ilk başlarda buraya gelmeyi de düşünmüyordu. Bu arada benim 1999’da aşil tendonum koptu, yarım sezon maç yönetememiştim. İyi bir hazırlık dönemi geçirmediğimden play off’lar öncesi hazırlık seminerinde koşamadım. Koşamadığımdan dolayı da maç alamamıştım. Ben de Almanya’ya kafa dinlemeye gittim 2-2.5 aylığına açıkçası. Çünkü 2001 Avrupa Şampiyonası’nda Türkiye’yi temsilen görev alacaktım. Almanya’da hanımla tanıştım. Al aşağı ver yukarı, sen gelirsin ben gelirim... E tabii gönül işi bu. Çoğu kişinin dediği gibi hanım köylü oldum. Döndüm 2001 Avrupa Şampiyonası’nda brada görev aldım. En son yarı final maçı Yugoslavya-İspanya maçını yönettim Pascal Dorizon’la. Eylül sonunda biiti, Ekim 14’te evlendim ve Almanya’ya gittim.
Almanya’da hakem olarak karşılaştığınız zorluklar oldu mu?
Açıkçası hiç bir zolukla karşılaşmadım. Özellikle çok yakın ilgi gördüm diyebilirim. Üst seviyede bir yer değiştirme olduğu için ve genç olmama rağmen uluslararası alanda da tanındığımdan dolayı ve federasyonun da gerekli yazışmaları zamanında yapması sebebiyle Alman Federasyonu MHK Başkanı benim bulunduğum şehre geldi, sırf benimle görüşebilmek için. Şöyle söyleyeyim, 150 km.’lik bir mesafe, adam bana geldi, bütün bilgilerimi aldı. Ondan sonra bir daha geldi, onların bir sözleşmeleri var, onları imzaladık. Bana nasıl ne yapacağımı söyledi. Bu arada ben hiç Almanca bilmiyorum, tüm konuşmaları İngilizce olarak yapıyoruz. Yani onlar bana uydu ilk başta. Ve ben 2 hafta sonra ilk maçımı aldım birinci ligde.
Tolga Şahin’in İtalya’da karşılaştığı sıkıntıları yaşamadınız anladığımız kadarıyla.
Evet. Ben o tarz olaylar yaşamadım. Hatta 15 sene önce Rusya’dan Almanya’ya gelen Effe Mürreser’i de önce 2. ligden başlatmışlar ki uluslararası alanda “top” bir hakemken.
Doğru yolu bulmuşlar diyebiliriz.
Belki de. Ama çok yardımları oldu bana. İlk yıl hiç Almancam olmadığından dolayı maç içinde, maç harici benimle hep İngilizce iletişim kurdular. Keza benchler de öyle. Oradaki takımlarda yabancı sayısı oldukça fazla. Ortak dil zaten İngilizce takımlarda.
Sonuç olarak hakemlik olarak hiç bir zorluk görmedim diyorsunuz.
Evet, Hiç bir zorlukla karşılaşmadım.
Hakem olarak Alman-Türk farklılıkları var mı? Ya da Türk-Avrupa hakemliği diyelim.
Var. Ama Türk-Avrupa demeyelim. Bu genel bir kavram olduğu ve ben Almanya’da maç yönettiğim için. Almanlar için şunları söyleyebilirim, bir kere onlar bizden daha kuralcı. Bu zaten genel yaşam şartlarıyla alakalı bir durum. Her şeyi dakika ve kurallara göre değerlendiriyorlar. İnisiyatif pek kullanmıyorlar. İnisiyatif kullanmamalarından dolayı ilk başlarda zorluk çektim. Çünkü biz bir, inisiyatif kullanıyoruz; iki, hani o “feeling of the game” yani oyunu hissetme duygusu onlarda hiç yok. Kaba bir tabir olacak belki ama at gözlüğüyle bakıp, ne görüyorlarsa düm düz yapılan bir hakemlik var. Sağa sola bakayım, neler oluyor diye düşünmüyorlar.
Bu hakem tarzı daha çok NBA’de görülüyor. Orada da inisiyatifi mümkün olduğunca kullandırmıyorlar. Çünkü her hakemin inisiyatifleri farklı olduğu için bu maç içinde problem yaratabilir...
Eğer ki biz bu işte karar verme mekanizmasıysak, muhakkak belli kurallara uyacağız. Çok fazla da inisiyatif kullandığınız zaman, bu bizim hakemliğimizi de etkiler. Onların yaptığının yanlış olduğunu savunmuyorum. İlk gittiğimde bu karmaşayı yaşadığımı ifade etmek istiyorum. Orada, seminerlerde ne söyleniyorsa, sezon içinde de onun uygulanmasını istiyorlar. Bunu kim uygularsa o maç alıyor. İsme göre maç alınmıyor. Bunun bu şekilde olduğunu öğrenmem de pek fazla zaman almadı. Ben de o şekilde maç yönettim. Çünkü takımlarda o yönde bilgilendiriliyor. Ve sezon öncesi alınan kararların uygulanmasını istiyorlar. Takımına göre veya oyuncusuna göre davranılmasını istemiyorlar. Bunun en basit örneğini verebilirim. 3 sene önce Murat Didin Frankfurt takımını çalıştırıken final serisinde Bamberg’le karşılaşıyordu. 5 maçlık serinin 3 maçını ben yönettim, o da ayrı bir konu, finalin 4. maçında Bamberg takımı aleyhine toplam 6 sportmenlik dışı faul çalındı ve bunun 4 tanesini ben çaldım. Ve sahada bizim hakem komitesi üyeleri de oturuyor. Biz olsak, belki de Türk mantığıyla, “bak görüyor musun, Türk antrenöre yardımcı mı oluyor” gibilerinden düşünülür. Ama benim kafamdan kesinlikle öyle bir düşünce geçmedi ve 5. maçta gene beni görevlendirdiler. Neden? Çünkü seminerde verilen kararları sahada doğru uyguladığım için.
Murat Didin’in maçını yönetmenizle devam edelim. Futbolda Fatih Terim’le Orhan Erdemir’in yaşadığı tatsız durumu hepimiz biliyoruz. Hiç kafanızdan böyle bir durum yaşanır mı acaba diye geçti mi?
Hayır düşünmedim. Belki Türkiye’de doğabilir ama dediğim gibi Almanya’da yaptığınız işle anılıyorsunuz. Ödül ve ceza sistemi çok güzel işliyor. Murat Biricik de olsanız böyle, diğer tarafta Almanya’nın “top” hakemi Boris Smitch de olsanız böyle. Hiç farketmiyor. Yeter ki o işi doğru yapın. Doğru yapmadığınızı gördükleri takdirde hemen buzdolabına atıyorlar sizi.
Ceza sistemi belli mi peki?
Yaptığınız hataya göre 2-3 hafta dinlendiriliyorsunuz.
Standart yok mu?
Herkesin gördüğü ama senin görmediğin varsa ya da sportmenlik dışı faule sen normal çalmışsan bu ceza için yeterlidir.
Basketbol dışında Almanya’da neler yaptınız?
Zamanımın büyük bir bölümünü seyahatle geçirdim. Çünkü benim için her maç bir seyahat deneyimiydi. Ben Münih’te oturuyordum ve Münih tarafında hiç bir kulüp yoktu. Seyahatlerimde genelde araba veya treni tercih ediyordum. Çünkü bana ne yakın havalimanı 120 km. ile Münih veya Nürnberg’ti. Çoğunlukla arabayla seyahat ediyordum ve bu sayede tüm Almanya’yı karış karış gezdim ve öğrendim diyebilirim. Almanya’da çok fazla akrabam olmadığından dolayı maç harici zamanımı da evde eşim ve çocuklarımla geçiriyordum.
Çocuk kaç tane?
2 oğlum var. Biri 6, diğeri 4.5 yaşında.
Araba seyahatinizin diğer bir nedeni hızı seviyor olmanız olabilir mi?
Seviyorum, evet. Dünyada bir tek otobanda hız sınırı olmayan ülke Almanya. Otoyollarının ne kadar geniş ve rahat olduğunu herkes de biliyor. Orada federasyonun bize sağladığı imkanlarla kiralık araba da kullanabiliyorduk ve altımızdaki arabanın gidebildiği hıza kadar çıkıyordum. (Yalan yokJ)
Türkiye’de neler yapacaksınız? Planlarınız nedir?
İlk olarak 1-1.5 ay tatil yapmak istiyorum. Çünkü bu 7.5 yıl zarfında fiziksel ve kafa olarak çok çok yoruldum. Buraya gelmeden önce hakemlik yapacağıma dair başvurumu yapmıştım. MHK de değerlendirip İstanbul’un klasman listesinde ismimi açıkladılar. Tatil sonrası da babamın bazı işleri var, onlarla alakadar olmak istiyorum. Gerekli bazı yatırımlarım var. O yatırımlarla da biraz daha sakin bir hayat sürmek istiyorum açıkçası.
Almanya’dayken Türkiye’de özlediğiniz şeyler var mıydı?
Çok sık geliyordum. Yılda en az 2-3 kere geldiğim için çok fazla olmadı. En çok özlediğim Abdi İpekçi’deki maçlardan sonra Yedikule’deki Safa’ya gidip arkadaşlarla yemek yemeyi özledim mesela. Buradaki her anlamdaki sosyal ortamı da özledim. Çünkü Almanya’da ev-iş arasında geçen çok tekdüze bir yaşam var.
Genç hakemlere neler tavsiye edersiniz?
Ben de gençtim. Tavsiyeden ziyade şunu söyleyebilirim; ben gençken sadece işimi yaptım. Yapabildiğim kadar iyi yapmaya çalıştım ve çok fazla gözlemleyerek yaptım bunu. Zamanında soyunma odasına inmek gerçekten imkansızdı. Yasak demiyorum, imkansızdı. O zamanki abilerimizin yanında yürüyemezdik biz. Onlar geldiğinde koridor boşalacak, onlar rahatlıkla koşacak. Maçtan önce veya maçtan sonra onlarla iletişim kurmak çok çok zordu. Ama ben kendimi şanslı hissediyorum ki o iletişimi onlarla kurabildim. Kenan Tunar, Fuat Demir, Memduh Öget, ismini sayamadığım, bizim için idol olan bir çok hakemle maç yönettim. Ben şanslı biriyim çünkü o zaman biz masada da otururduk. Bu sayede ben maç öncesi sonrası konuşmaları bir kenardan dinlerdim. Kendime uyanları alıp, onları sahada tatbik etmeye çalıştım. Özellikle Abdi İpekçi’nin açılış zamanı olan 1993’de Final Four’da biz 8 kişiyi masa görevlisi olarak atadılar ki bu 8 kişinin içinde ikinci ligde maç yönetenler de vardı. Onu canlı yaşamak çok farklı bir duyguydu. Benim tavsiyem, her hakemi izlesinler, her hakemin kendine has bazı özellikleri var. Kiminin mekaniği iyidir, kiminin seramonisi iyidir, kiminin duruşu iyidir, birinin koşuşu iyidir, birinin antrenörlerle iletişimi iyidir... Demiyorum ki iyi olanı alıp tatbik etsinler. Hepimiz farklı fiziksel özelliklerdeyiz. Mesela ben ayna karşısında çok çalıştım. Bana uyan neyse onu yapmaya çalıştım. Orijinal olmaya çalışsınlar, ekstra bir şey yapmaya çalışmasınlar, kendileri gibi olmaya çalışsınlar.
Hakemliği bıraktıktan sonra basketbolun içinde kalmayı düşünüyor musunuz?
Federasyon olsun, diğer birimler olsun herkes görev almak ister. Benim gibi iki tarafta (Türkiye-Almanya) hakemlik yaptıktan sonra, bu birikimlerimi bu sezon görev alacağım genç arkadaşlarla paylaşmak istiyorum. Genç hakemlere tecrübelerimi iletmek konusunda fikirlerim var. Bunu seminer veya ders vererek değil, bire bir canlı olarak yapmak istiyorum.
Aklınızdan hiç çıkmayan bir olay var mı?
Almanya’da fiili bir saldırıya uğradım. Her ne kadar medeni gibi gözükse de... 8 sene Türkiye’de en ateşli maçları bile yönettikten sonra böyle bir şey olmadı ama daha medeni bir ülke olan Almanya’da saldırıya uğramak biraz beni şaşırttı. Bu olay oraya gittiğimin 2. senesinde oldu. O zamanlar çok fazla Almanca bilmiyordum. Yanımdaki arkadaşalrdan bir tanesi polis müfettişi, diğeri Berlin’den bir arkadaş. Onların bana dedikleri “iyiki Almanca anlamıyorsun, maç yönetme şeklimden değil de Türk olmamdan dolayı ırkçılığa varan küfürler edildi.” Maç bitişiyle sahay girildi ve o şekilde bir saldırıya uğradım.
Almanya’da klasmanlar açıklanırken nedenleri de açıklanıyor mu?
Bire bir konuşmayla açıklıyorlar. Sadece klasmanlarda değil play off’larda da hakemleri açıklıyorlar. Mesela play off’lar başlıyor, diyorlarki biz ilk turu 20 kişiyle yöneteceğiz, bunları ismen açıklıyorlar. Çeyrek final 16, ismi açıklıyor. Yarı final 10, ismini açıklıyor. Final serisi 8 hakem, isimleri açıklıyorlar.
Almanya’da hakemlikten sorumlu bir komite, bizde olmayan bir lig kurulu var. Bu lig kurulunun da bir hakem komisyonu var. Atamalardan bunlar sorumlu fakat federasyondaki üyelerle birlikte çalışıp inme çıkmalara beraber karar veriyorlar. Ben düştüysem gidip sorabiliyorum ve onlar da nedenlerini söylüyorlar.
Kaç yıl daha hakemlik yapmayı düşünüyorsunuz?
Şu an 38 yaşındayım. Hakemlik beni bırakmadan ben hakemliği bırakmayı düşünüyorum. 50 yaşına kadar yapmayı kesinlikle düşünmüyorum. Çünkü Türkiye’ye gelmemdeki en büyük etken ailem. Onlara daha fazla zaman ayırmak için en fazla 45 yaş diyelim.
Son olarak...
İnşallah yeni arkadaşlarla beraber yeni sezonda keyifli maçlar yönetiriz. Orada öğrendiğim ilk şey yönettiğin maçtan keyif almandı. İnşallah burada da böyle devam eder.
|