Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
07 Eylül 2010 , Salı20:58 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

16.07.2008

Burçin Badem... Uzun röportajımızda her konuyu konuştuk. Hakemler yüzünden sevdiği işi yapamadığını, ama yine de art niyet aramadığını söyledi. Çemberden dönen topa 3 sn. çalan hakem yüzünden maç kaybettiklerini anlattı... Çok şey anlattı Sn. Badem...


Kendinizden bahseder misiniz?

Hayatı basketbolun içinde olan, basketbolu yaşam tarzı olarak benimsemiş bir adamım. Hem oyuncu oldum, basketbol içinde eğitmen oldum, basketbol yazarı-yorumcusu oldum, basketbolu anlattım, çizdim, basketbolu yönetebildiğimce yönetmeye çalıştım, basketbolu tanıttım, kısacası basketbol masasının her sandalyesine oturdum. Bundan dolayı da çok keyif aldım ve almaya devam ediyorum. Diğer taraftan kızımla birlikte veli de oldum. Hayatımın 2 senesini basketbolun dışında geçirdim. O sıralar dergim olmasına rağmen otomobil sporlarıyla ilgilendim. Orada yöneticilik yaptım. Ama döndüm dolaştım yine basketbola geri döndüm. 2-2.5 sene Beykoz’da görev yaptım. Bir taraftan da 1999 yılından beri sürdürdüğüm “Beyaz Gölge” basketbol kamplarım var. Geçen sene Türk antrenörlerle büyütmeyi planladığım bu kampın ikincisini yapıyoruz. Benim yaptığım 9. kamp bu ama birinci lig koçlarının eğitmen olarak katıldığı ikinci kamp. Hedefim, Burçin Badem olarak, bu kampı ve organizasyonu büyüterek uluslararası bir hale getirmek.

 

Yurtdışında yapmak gibi mi?

Yurtdışında değil de yurtdışından daha çok insanların geldiği bir yapıda. Şu anda da var zaten Hollanda ve Almanya’dan sporcularımız. Gelecek sene Fransa’dan bir grup bir haftayı kapattı bile.

 

Yurtdışındaki sporcular sizi nasıl buldu?

Onlar bizi buldu. İnternet çok önemli. İnsanlar basketbolla ilgili araştırma yaptığı zaman, bizim önemli sponsorlarımız ve medyadaki dostluklarımız bize çok yardımcı oldu. Nike, ülke ekonomisinin durumuna göre önemli ölçüde destek oluyor bize. Bunun yanı sıra Banvit ve Powerade de destek oluyor. Medya olarak SkyTürk ve Barış Tunay bize çok önemli destek veriyor. Alem FM ve Lig Radyo da keza aynı şekilde. Bunlar bizim dostluklarımızla yürüyen ilişkiler, parayla satın alınabilecek bir şey değil. Murat Özyer’i, Çetin Yılmaz’ı, Okan Çevik’i, Hakan Yavuz’u, Aydın Örs’ü, Caner Yıllar’ı, Murat Didin’i parayla bir organizasyonda bir araya getiremezsin. Bu insanlar, bizim yaptıklarımızı, kişiliğimizi, basketbolu nasıl sevdiğimizi ve bu sevgiyi nasıl organizasyona yansıttığımızı çok iyi biliyorlar. Biz de bu durumdan oldukça mutlu oluyoruz. Onlara katılıp katılamayacaklarını sorduğumuz zaman düşünmüyorlar bile. Tek sorun, kendi programlarına uydurma zorunluluğu. Sonuçta hepsi çok yoğun insanlar. Mesela Tim Shain. NBA’de Scott Direktör. Geçen sene Kore’de Samsung’ta koçluk yaptı. Şampiyonluklar kazandı. ‘Ben bu işin içinde varım’ diyor ama bu sene Amerika’da zehirlendi ve ölümden döndü. Daha yeni yaşadığı ülke olan İspanya’ya döndü. Bir hafta kadar da orada dinlenecek. İrtibatımız kesilmiyor anlayacağınız. Parayla satın alınamayacak şeyler ve biz bundan gurur duyuyoruz.

 

Sponsorlarınızın desteği ne aşamada?

Bizim iki tane sponsorumuz bu işi çok ciddi şekilde sahiplenmek istedi ve bütçeyi artırmak istedi. Ancak daha sonra ülke karışınca her şey bir anda dondu. Başka bir sponsor firmanın  bizimle ilgili gelecek yıl için planları var. Bunlar güzel şeyler. Demek ki hem organizasyon hem tanıtım olarak bazı şeyleri başarıyoruz. Ama Türkiye’nin ekonomi ve siyasi alanlardaki iniş çıkışları bizi de etkiliyor. Önemli bir handikap. Hepimiz için üzücü bir durum. Herkesin ruh sağlığı bozuk. İnsanlar yarınını bilemediği bir ülkede yaşamaktan son derece huzursuz. Yurtdışından arkadaşlarımız var. Onlarla konuştuğumuzda, yaşam tarzlarını kıyasladığımızda insanın siniri bozuluyor. Hollanda’dan gelip 2-3 hafta kalan sporcularımız var. Orada 20 yaşından sonra okuyanlara belirli miktarda para ödeniyormuş. Biz çocuğumuzu nasıl okutacağız diye dertlenirken… Sinir bozucu…

 

Kendi deyiminizle basketbol masasında her sandalyeye oturdunuz. En keyif aldığınız sandalye hangisi?

Bir tek hakem olmadım J Onu da kendi antremanlarımda yapıyorum.

Oyunculuğun keyfi apayrı. Oyunculuğu, hem de transfer teklifi aldığım zamanda bıraktığım için pişmanım. O dönemde Meysu’da yaşadığım sorunlar beni oyunculuktan soğutmuştu. Önümde transfer teklifi olmasına rağmen 28 yaşında oyunculuğu bıraktım. Ne kadar büyük hata yapmışım! İnsan özlüyor.

Oyunculuk apayrı. Çünkü antremanını yapıyorsun, evine gelip ailenle berabersin. Sonra tekrar idman vs. kendine bakıyorsun devamlı. Yapacağın en önemli sorumluluk o: Çalışmak.

İşin idarecilik kısmına geçtiğin zaman çok zor. O da çok keyifli ama… Ben 3 ay uyku uyumadığımı bilirim. Oyuncu getirdin, götürdün, parası, pulu, sorunları… Bir oyuncu sadece kendi sorunlarıyla ilgiliyor. En fazla takımın bir parçası olarak ihtiyacı olan arkadaşına yardım edersin. Ama spor yöneticisi olduğunda masöründen malzemecisine, antrenöründen seyircisine kadar her türlü sorunla ilgilenmek zorundasın. Bunlar kolay değil. Gün yetmiyor çoğu zaman. Çalışmaktan haz alan bir adamım ama bu tempo insanı yıpratıyor. Sonuçta verdiğiniz ve kazandıklarınıza baktığınız zaman bazen zararda olmak da insanı iyice üzüyor ve dengeler moral olarak bozuluyor.

 

Beykoz’u bırakma nedeniniz olarak bu söylediklerinizi kabul edebilir miyiz?

Evet. Verdiğinle aldığın arasındaki dengeler bozulunca ve ruhsal olarak yorulunca… Sonuçta Beykoz küme düştü. Ben sorumluluktan kaçan biri değilim. Bu kadro içinde yönetici olarak ben de vardım. Hep beraber bu sorumluluğu paylaştık. Bununla beraber önümüzde başka sorumluluklar da vardı: Kulübü büyütmek ve kurumsallaştırmak. Benim kurduğum ekip Beykoz Spor Kulübü’nde çalışmaya devam edecek. İçlerinde bir tek ben yokum. Altyapıdan A takıma kadar benim seçtiğim insanlar çalışıyor ve bu insanlarda bir sorun yok ki kulüp hala bu kişilerle çalışıyor. Bu gurur verici bir şey ve ben de gurur duyuyorum. Bu insanların başarılı olacaklarından da eminim.

 

Kampta kaç sporcunuz var? Belirli sayıda tutuyor musunuz?

Aşağı yukarı her dönem 40-45 arası değişiyor. Gelen her sporcuyu almıyoruz. Belli bir seviyede olması gerekiyor. Yani basketbol oynamamış birisini almıyoruz. İlk defa basketbol oynamak isteyenler de çıkıyor ama o tür bir ortam değil burası. Bir haftada bir anda her şeyi öğretemeyiz. En azından basketbol okulunda bulunmuş, basketbol topunu tutmayı bilen öğrencileri alıyoruz. Bizim 50 yatağımız var ve onun üstüne çıkmak istemiyoruz. Çeşitli fireler oluyor. Şu an 45 kişiyiz ve bu bizim için ideal bir sayı. Gelecek sene için daha büyük bir planlama var. Sponsor organizasyonuyla bunu başarabilirsek dev bir şey olacak.

 

Oyunculara kural da öğretiyor musunuz? Yoksa  sadece basketbol taktikleri mi veriyorsunuz?

Hepsi, hepsi. Her şeyi vermeye çalışıyoruz. Bu sene geç fark ettik ama gelecek sene bizim hedefimiz şu; kampımıza hakem de konumlandıracağız. Hakemler, çocuklara kurallarla ilgili eğitim verecek. Hem de o hakem arkadaşlarla antreman yaptırırken çocuklar, hakemlerle konuşmayı-görüşmeyi yani hakem-oyuncu ilişkilerini de öğrenecekler. Bu çok önemli. Maalesef A takım seviyesini seyreden çocuklar, kendilerini A takım seviyesinde hissediyorlar. Birinci ligde maç yönetmiş hakem 2 gün sonra yıldız veya genç takım maçı yönetirken morali bozuluyor. Mehmet Keseratar çıkıyor maça, bir bakıyor, oyuncular aynı birinci ligdeki oyuncu gibi tavır içinde. Ağabeylerinden öyle görüyorlar çünkü. İtirazlar, hakemle diyaloglar. Bunlar iyi şeyler değil. Hakemle diyalog kuracak kişi varsa bu koçtur, yöneticidir. Oyuncunun selamlaşma, sohbet etme dışında herhangi bir şey yapmaması lazım hakemle ki hakem de görevini iyi yapsın.

 

Oyuncularınızı kamptan sonra da takip ediyor musunuz?

Kesinlikle. Şöyle söyleyeyim biz onları takip etmesek bile onlar kendilerini takip ettiriyor. Geçen sene 180 oyuncumuzdan 27 tane gerçekten oyuncu olabilecek veya olmuş oyuncu çıktı. 27 tanesinden 24’ünü kulüplere yerleştirmeyi başardık. Daha iyi pozisyon verecek kulüplere. 3 tanesi de zaten belli bir yerde oynuyordu. Yerleştirme derken şunu da açıklığa kavuşturalım, menajerlik değil. Biz menajerlik yapmıyoruz. Altyapıya hakimiz, o çocuğun nerede oynayabileceğini biliyoruz. Bir kısmını Beykoz’a yerleştirdik. Doğru bir şey yapmışız ki Beykoz genç takımı ilk kez Türkiye Şampiyonası’na katıldı. İlk 5’imizin 4’ü sakattı ve gruptan çıkamadık. O şampiyonada ilk 8 içinde olabilecek bir takımdık. Baktığımızda en önemli olan o. Şu anda A takıma Hakan Yavuz 5 oyuncu aldı. Bu 5 oyuncunun 4’ü bu kamptan çıktı. Senelerdir Beykoz’un altyapısından A takıma oyuncu çıkmadı. Küme düşmemizin en önemli sebeplerinden biri buydu. Eğer bizim altyapımız olsaydı, hazırda oyuncumuz olsaydı; sakatlık yaşadığımız dönemlerde bir eksiklik yaşamazdık. 3 sene sonra Beykoz birinci ya da ikinci ligde de olsa kadro zafiyeti yaşamayacak inşallah. Altyapıyı zul olarak görenler var maalesef. Ama bu şekilde görmeyenler olduğu sürece Beykoz iyi yerlerde olacak. En azından Zeki Başkan bu durumu idrak halinde. Bu sene de devam edecek bir şekilde. Umut ediyorum ki bırakmazlar. Geçen yıl birinci ligde bir oyuncuya verdiğiniz para tüm altyapıya harcanan para kadar. Bu 12 çocuğu, başkanın evlerinde oturttuk, düzenli beslenmelerini sağladık, Ferit İnal Lisesi’nde okumalarını sağladık ve idman yaptırdık. (Bu arada Ferit İnal Lisesi de Türkiye Şampiyonası’na katıldı) Demek ki altyapıya verdiğiniz zaman çok çabuk geri alıyorsunuz. Eğer Türkiye’deki genç basketbolcu sayısı artsa, Türkiye Basketbol Federasyonu ligi 18 takım yapmak için kendini sorgulamaz. Şu anda basketbolu bırakma seviyesinde olan bir sürü oyuncu transfer yapamaz genç oyuncular arkadan gelseler. Ben onların transferine bir şey demiyorum ama o oyuncular artık gelmeli. Problem sadece basketbolda değil. Bu eğitim sistemiyle tüm spor branşlarında yaşanacak. Yetenekli sporcular veya sporcu adayları spordan uzaklaşacak. Çünkü ortaokul seviyesinde her yıl sınava girdiğinizi düşünün, her yıl velinizin sizi o sınava hazırlamaya çalıştığını düşünün, hepsi spordan uzaklaşacak. Sadece ama sadece okulla ilgilenmeyecek çocuklar sporla ilgilenecek. Bu, hiç bizim istediğimiz bir şey değil. O çocukların sporunu yapması, okulunu okuması lazım. Ama bu Milli Eğitim düzeyiyle zor. Her sene at yarışı gibi sınavlarla çocukların psikolojisi bozuluyor. 1994 doğumlular OKS’den çıkıp geldiler. İnanın 3. gün kendilerine gelebildiler. Geçen yıldan tanıdığım çocukların hepsi depresifti ve en düşüğü 12 kg almış, 25 kg alan var.

 

Bu işler önceliği Beykoz’a vermenizin bir nedeni var mı?

Ben 2005 yılında Zeki Başkan’la tanıştığımda, hep farklı bir imaja sahipti. İnsanların çekindiği bir başkandı. Onunla tanıştıktan sonra onun zihniyetini anlayarak ve hepimiz çok ciddi fedakarlıklar yaptık. Banvit deplasmanına arabamızı satarak gittik, 15 YTL’lik bir otelde kaldık ve Banvit’i orada 20 sayıyla yenerek ligde kaldık. Bunlar unutulacak şeyler değil. Bir sonraki sene ben çok yorulmuştum. Başkan kalmamı istedi, ben de istedim ama maddi imkansızlardan dolayı ayrıldım. Aileme bakmama gerektiği için başka işler yaptım. Ama dışardan destek vermeye devam ettim. Bir sonraki yıl TTNet Beykoz olunca tekrar göreve geldim. Geçen sene takım küme düştü ve ne olursa olsun sorumlulukları üstlenmemiz gerekiyordu. A takım kadrosu olarak istifa etmemiz gerekti. Bu da normal bir şeydir. Ben oyuncuları çok koruyan bir adamım. Kazandığımız maçlardan sonra bile oyuncularımıza seyirciden tepki geldi ve ben seyirciyle karşı karşıya geldim. Başkan da bu durumda zor durumda kaldı. Başkana ‘eğer Beykoz Spor Kulübü’nde kalmama seni zor durumda bırakıyorsa ben sezon ortasında da bırakır giderim’ dedim. Hayır dedi ve karşı durdu. Ama sezon sonu geldiğinde yönetimimiz A takım kadrosunun tamamen değişmesi gerektiğine karar verdi. Bu da hem doğru, hem de saygı duyulacak bir karardır. Gocunulacak bir durum yok.

 

Otomobil sporlarına geri dönelim. Nasıl başladı o macera?

6. Adam basketbol dergisinin kurucusu ve sahibiydim. Dergimi yönetirken “Head Hunter”lar (Kelle Avcıları) İstanbul Motor Sporları Kulübü bir genel müdür arıyormuş. Benim hakkımda bilgi sahibi olan Oya Kozlu (Cem Kozlu’nun eşi) beni uygun görmüşler. Çağırdılar beni. Otomobil sporlarının dışından, yönetici özelliği olan, sporu seven, kendisini geliştiren birini istiyorlardı. 2-2.5 senelik bir dönem geçirdim. Çok müstesna insanlarla çalıştım. Başta Oğuz İnce olmak üzere Doğan Bolak, Murat Doruk, Ali Çavuşoğlu, Can Tahincioğlu, Veysel Kadayıfçıoğlu, Murat Aka ve ismini şu an hatırlayamadığım kişilerle birlikte hayatımın en değerli günlerini yaşadım. Bununla beraber  Volkan Işık’la Ralliye İlk Adım seminerlerini yaptık. Vaolkan Işık’la birlikte 2 sene Ralli Eğitim Kampı da yaptık. 1000’e yakın kişiye ralli eğitimi ve otomobil sürüş eğitimi verildi.

 

Ralli yaptınız mı hiç?

Ben ralli yapamadım. Ama F1 pisti de dahil tüm pistlerde turladım… Ralli apayrı bir şey. Ona ciddi emek vermek gerek. Ralli bizim kulübümüzün sadece WRC’de destek verdiği bir organizasyon. Bizim bünyemizde sadece pist organizasyonları yapılıyordu. Özellikle dragcılarla çok önemli çalışmalara imza attık. Hala Bostancı’daki bazı garajlarda resimlerim poster olarak duruyor Burçin ağabeymiz diye. Geçenlerde Faruk Akagün garajlardan birine aracını bakıma götürmüş. Garaj sahibi Harun aradı beni: ‘Abi burada birisi var. Sana atıp tutuyor.’ Sonra Faruk Abi aldı telefonu senin ne işin var otomobil sporlarıyla dedi bana. O dönemi bilmiyor tabi. Daha sonra seçimler döneminde basketbola ve Beykoz’a geri döndüm. Dediğim gibi basketbol benim yaşam tarzım. O zaman da İMK’da görev alırken Can Tahincioğlu bana ‘Dönüp dolaşıp gideceksin ama 2 sene burada kalma sözü veriyorsun, di mi?’ demişti. Ayrılırken de ‘gördün mü kürkçü dükkanına geri döndün’ dedi.

 

Hakemlere gelelim mi artık…

Gelelim, gelelim. Hakemlik çok zor. Yazarken de demeç verirken de ben hep hakemlere destek verdim. Ben profesyonelim, profesyonel yöneticiyim, ekmeğimi oradan kazanıyorum, basketbolcu ekmeğini oradan kazanıyor, bir tek hakemlerin bir standardı yok. Hakemlerin ne kazandığını ben bile bilmiyorum. Ne kadar yaşayacaklar, ne kadar konsantreler bu işe… Çünkü çoğunun işi var. Ben ‘hakemlik profesyonelleşmeli’ diye demeç verdiğimde bazı arkadaşlarım ‘tam profesyonel olursa daha da zor olur’ dedi. Bu tartışılabilir. Çünkü ben Burçin Badem olarak hakemlerin tarafına empati yapmak istedim. (Bunu yaşamadan ne kadar yapabilirsen o kadar yaptım) Ben hakemin formda olmasını istiyorum, Türkiye’nin en iyi hakemi olarak sahaya çıkan birinin standardı olmasını istiyorum. Standart olmayan bir hayat tarzı ve hakemlik basketbola zarar veriyor. Basketbola zarar verdiği zaman benim hayatıma zarar veriyor. Ben bu sene ciddi travma yaşadım. Bizim özellikle Alpella maçı sonrasında yaşadıklarımız anlatılır gibi değil. Ben ‘İçim acıyor’ yazısını yazdığımda gerçekten çok samimiydim ve 10 dakikada yazdım o yazıyı. İnanın düzeltmeyi bile yapmadım. Yaşadıklarımın, duygularımın yazımıydı ve olduğu gibi yayımladım. Gerçekten içim acıyordu. Ben şu an, Alpella maçının hakemleriyle karşılaşmaktan zorlanıyorum. Karşılaşmak istemiyorum. Biliyorum ki kötü niyetli değiller ama nasıl karşılaşacağım, nasıl konuşacağım??? Çünkü hiçbir şey yapmadılarsa ben şu anda yapmam gereken, sevdiğim işi yapamıyorum. Onlar hakemliklerine devam ediyorlar… Sadece bir pozisyonda yapmadılar. Maçın tamamını izlediyseniz, maçın başından sonuna kadar yüzlerce hata var. Bu hataların yüzde 75-80’i gibi bir dengesizlikte ve maçı öldüren hatalar olunca… Hakemlerden biri beni bir hafta önce facebook’ta arkadaşlarına eklemiş, orada sohbet ettiğimiz bir arkadaş. Biz Beykoz’da G-10 diye bir turnuva yaptık. (Gelecek sene G-16 olacak inşallah) Bu turnuvayı çok büyük fedakarlıklarla yaptık. A takımı antremanından çalıp genç takımlara maç yaptırdık. Hakemlerle oturduk, dertleştik. Son derece beyefendi, dünya tatlısı insanlar. Demek ki insanlar bazı şeylerde ipi kaybettiği zamanlar, sonu zor oluyor.

 

O meşhur pozisyon için konsantrasyon bozukluğu diyebilir miyiz? Yoksa art niyet arıyor musunuz?

Art niyet aramıyorum. Dengeleri bozulmuş. Art niyet olabilir mi? Komplo teorileri üretmeye başladığınız zaman bizim iki Alpella maçımız da rezalet yönetildi. İkisini de uzatmada kaybettik. Bir pozisyonda çok komik bir düdük oldu. O düdüğü çalan hakemin hakemliğiyle ilgili ayrı bir toplantı yapıldı zaten. Ankara’da Recep Ankaralı ve kulüp yöneticilerinin bir araya geldiği toplantıda, sırf o hakem konuşuldu. Niye bu hakeme bu kadar prim veriliyor diye… İsmi lazım değil şu anda. Ama bu arkadaşımız basketbolu bilmiyor. Bunda biz de suçluyuz. Ne olduğunu, benim de ne yapacağımı anlatacağım. Bir pozisyon oluyor; ya hücum faul çalacaksın ya savunma faulü. İkisi de çalınmıyor ve adam steps yaparak basket atıyor, basketi veriyorsun. Hücum veya savunma faulü steps yapmasına neden oluyor. Bir şey çalmak zorundasın. Rakip orada beraberliği yakaladı ki hücum fauldü, stepsti. İkisini de çalmadı. Uzatmada yine onun önünde bir pozisyon oldu. Aynı hakem arkadaş Kepez maçında da yaptı aynı hataları. Biz Kepez maçını o arkadaş yüzünden kaybetmedik ama. Biz o maçı kaybedebilirdik, deplasmandı. Kazanabilirdik de. Ama iki Alpella maçında ciddi olarak hakem hatalarıyla kaybettik. Biz, ilk maçta tek Amerikalısı olan Alpella maçını kazanmalıydık. Bu ‘excuse’ (özür) olamaz. Düşünebiliyor musunuz, çemberden dönen topa 3 sn. çalınır mı yahu??? Recep Ankaralı bu pozisyonu anlatıp, güldü. “Kara cahilliktir” dedi. Bizim maç olduğunu söylemeden örnek verdik bu pozisyonu ‘Olur mu abi, kara cahildir onu çalan’ dedi. Ve bizim maçta bu oldu, kara cahillik oldu. O basket olsa biz 8 sayı öne geçiyoruz. Maçı tekrar tekrar seyretmeleri lazım hakem arkadaşların ve ben Alpella maçı hakemlerinin şunu dediğini duydum: Biz baştan aşağı maçı mahvetmişiz. Bunun denmesi üzücü. Maalesef üzücü.

 

Peki hakem yetiştirmeyi düşündünüz mü? Böyle bir donanıma sahip misiniz?

1998 yılından beri basketbol okulları yapıyorum. Arada, burada konuşmanın gereksiz olduğu başka sebeplerden dolayı ara verdim. Bizi yok etmeye çalışan kafalar yüzünden 150 öğrencim varken spor okulunu kapattım. Ve ben basketbol okullarından bir tane hakem yetiştirdim. O zaman karar vermiştim hakem yetiştirmeye. Bu hakemlikte nasıl bir şey var bilmiyorum, insanlar hakem olduktan sonra, ruhları hazır değilse, onların bile dengeleri bozulabiliyor. Demek ki, benim, eğitmen olarak hakem yetiştirmem lazım. Buraya bir sürü öğrenci geliyor ve belki yüzde 10’u üst düzey basketbolcu olacak. Ama bir çoğu basketbolun içerisinde kalacak. Çoğunu hakem olarak yetiştirmem lazım. Yetiştirmem lazım derken ‘ben’i kastetmiyorum. Benim organizasyonumu kastediyorum.

 

Hakemlerle ilişkileriniz nasıl? Nasıl bir hakem görmek istiyorsunuz sahada?

Hakemleri hiçbir zaman tehdit etmedim, hakir görmedim. Kulübümün olanakları doğrultusunda, davranabileceğim en iyi şekilde davranmaya çalıştım. Hakeme kötü davranmayı aklımın ucundan geçirmedim. Dolayısıyla hakeme başka gözle bakmam. Hakemlerin hepsi benim arkadaşımdır. Otururum saatlerce muhabbet ederim, maçın geyiğini yaparız, fırlamalık yaparız… Dolayısıyla hakemin paranoyaklaşmasını istemiyorum. Kaygılı olmasın. Geçmişim ortadadır. Yazdığım her şey ortadadır. Hiç bir hakemi ya da iş arkadaşımı küçümser tavırda bulunmadım.

 

Bu sene en rahatsız olduğum olay şuydu; hakemler kenardaki benchi oturtmaktan maçı yönetemediler. Salt gerçek, önce maçın kendisidir. Oyuncunun yaptıkları, iyilikler ve gerçeklerdir. Kenarda olanlar maksadını aşabilir. Bazıları seyirciyi etkilemek için yapıyor, ona bir şey demiyorum. Head koç, asistanla koçla konuşurken müdahale edilebilir mi, otur diye. Bunlar boş iş. Bunlarla uğraşırken maç yönetemiyorsunuz. ‘Bundan puan kırılıyor’ diyorlar. Kırılıyor da ne oluyor? Yine yönetiyorsun… Ben, hiçbir hakeme hakaret etmedim ama bir hakem bana ‘otur yerine lan’ dedi. Ben ona öyle demiyorum…

 

Az önceki diyalog hangi maçtan bilmiyoruz ama Alpella maçları siz çok derinden etkilemiş görünüyor…

Alpella maçında çok önemli hatalar yapıldı. O gün yapılan hata; futbolda bile o şekilde taç atılmıyor oluşu. O maçın hakemlerinden biri, sonraki hafta, benim en önemli rakibimin, ertesi gün yine en önemli rakibimin maçına çıktı. Kimsenin bu hakemi bu kadar yıpratmaya hakkı yok. MHK buna dikkat etmek zorunda. Bir diğer hakem, askere gittiği için değil, potadan dönen topa 3 sn. çaldığı için dinlenmeli. Biz o maçlarla küme düşüyoruz. Ben niye travma geçiriyorum ki…

Hangi maçta saliseye uyuluyor. Kim yapabilir? Bizim maçta yapıldı. Biz, bilgisayarda zor yaptık. Ya teknolojiyi hep kullanırsın ya da bize de yapmazsın. Hep öbür tarafa olur mu?..

 

MHK’yle bu durumları konuştunuz mu?

Konuşuldu. Her takım şikayetçi. Teknik komiserler de hakemler kadar formsuz. Alpella maçında anons yaptırılıyor. Nedeni belirsiz. Bize ‘sen görürsün’ gibilerden mimikler yapıyordu.

 

Hiç mi güzel şey olmadı hakemlerle?

İyi şeyler zor, kötü şeyler kolay hatırlanır. Alpella maçını hazmedemedim. Bende tavma yarattı. O gün zatürree oldum. 10 gün tedavi gördüm, 3 ay travma yaşadım. Yanlış başka şey hata başka şey.

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 690906