Üye olmak istiyorum Şifremi Unuttum  Kullanıcı Adı: Şifre:
11 Eylül 2010 , Cumartesi05:06 Günün İpucu: Yeni Sezonda Başarılar Dileriz

Bilmek-Yapabilmek

25.07.2008

Deneyim, bir insanın başına gelen şeyler değildir.
Deneyim, başına gelen şeylerle ilişkili olarak insanın kendisinin ne yaptığıdır.
Aldous Huxley


1950'li yıllarda "Sistem teorisinin" ortaya konması ve sistem düşüncesinin gelişmesiyle organizasyonlar, "yaşayan organizmalar" olarak değerlendirilmeye başlanmıştır. Bu görüş, organizma içersinde yer alan her bir parçanın, ancak ilişki içersinde gerçek varlığını gösterebildiğini, her bir parçanın sistem davranışına katkıda bulunduğunu ve sistemde olmaktan etkilendiğini, bunun yanında sistemde yer alan bu parçaların üstlendiği rollerin ve davranış modellerinin performansı doğrudan veya dolaylı etkileyen bir güç olarak karşımıza çıktığı görüşünü savunur.

Organizasyonların birer canlı organizma olarak değerlendirilmesi, onların da çevreleriyle uyum içinde yaşayıp, çevresel değişimlere adapte olabilmeleri için öğrenmeleri gerektiği gerçeğini ortaya koymaktadır. Bu anlayışla, çalışanlarının bilgi, yetenek ve yaratıcılıkları sayesinde çevrelerinden bilgi toplayan; onu kullanarak yeni bilgiler üreten; bunları daha sonra geleceklerini şekillendirmek amacıyla kullanmak için örgütsel belleklerinde depolayan organizasyonlar, öğrenen organizasyonlar olarak adlandırılmıştır.

1990'larda bu görüşten yola çıkarak "öğrenen organizasyonlar" kavramını popüler hale getiren Senge ile birlikte, "bilgilenme değil, bilgiyi üretme süreci" olan "aktif öğrenme" yani, "öğrenmeyi öğrenme" kavramı üzerinde daha çok durulmaya başlanmıştır. Bu sebeple bugün organizasyonlar artan rekabet ve teknolojik değişimlerin neden olduğu dinamik ve belirsiz çevrede ayakta kalmak ve geleceği yaratma kapasitelerini harekete geçirebilmek adına bireysel, ekip ve kurumsal düzeyde sürekli bir öğrenmeye ihtiyaç duymaktadırlar.

Bilmenin yanı sıra yapabilir olmanın önem kazandığı bu süreçte, "insan odaklı yönetim anlayışını" benimseyen ve sürekli öğrenmeye inanan organizasyonlar, çalışanını entellektüel bir sermaye olarak görmekte ve bu sermayenin organizasyonun fark yaratmasında en önemli değer olduğuna inanmaktadırlar. Bu nedenle bir çok işletme çalışanının sahip olması gereken "teknik bilgi ve beceri" eğitimlerinin yanı sıra, bu eğitimler ile paralel gitmesi gereken "gerekli tutum ve davranışların" geliştirilmesine yönelik olarak, daha fazla "yapmaya" dayalı olan "yaşayarak öğrenme yönteminin" kullanıldığı eğitimlerine yönelmektedir.
Klasik eğitim ortamlarında katılımcı, eğitimi verenin yönlendirmeleri ile bilgiye ulaşırken, yaşayarak öğrenme yaklaşımında katılımcı öğrenme süreci içinde (grup yaşantısı) etkin bir şekilde yer alır. Bilgiye ulaşma katılımcının eğitim ortamında yaşadıklarını kendisiyle-profesyonel/iş hayatıyla ilişkilendirmesi sayesinde gerçekleşir.

Sonuç olarak gerek iş yaşamında gerekse özel yaşmada bireyin temas ettiği bilginin,  şimdi ve geleceği oluşturduğu, değişim için gerekli enerjiyi yarattığı unutulmamalıdır.

İlk yazı: Hakem olmak ya da olmamak

İkinci yazı: Bizi biz yapan Bağlılık (1)

Üçüncü yazı: Bizi biz yapan bağlılık (2)

Dördüncü yazı: Psikolojik eğilimlerimiz

Beşinci yazı: En uzak mesafe

Altıncı yazı: Erdeme giden yol

Yedinci yazı: Takım olmak

Sekizinci yazı: Hedef Belirlemenin Performans Üzerindeki Etkileri

Dokuzuncu yazı: Etkili takım oluşumunda yaşayarak öğrenme yaklaşımı

www.suegitim.com

 

 

Robert Traylor: Gelirken Korkmuştum

Hurşit Baytok: Diyalog kurabilmek çok önemli!

Barbaros Akkaş:Oyuncunun Saygısını Kazanmalısınız

İbrahim Kutluay: Önce Eğitim

Cavit Altunay Yazdı!

Ufuk Akyüz: En güzel yanı dostluklar

Cavit Altunay: Amerika basketbolu nerede

Korhan Demirkol: Birbirinizi çok iyi denetliyorsunuz

Cihat Levent: Tek eksik anlayış

Emin Moğulkoç: Hakemlik=Tecrübe

Tamer Oyguç: Hakem korunmalı

Ufuk Sarıca: Altyapıda 2 kez cevap vermediniz

Murat Murathanoğlu: Oyuncu da hakemi tanımalı

Gökmen Ertan: Sadece görevinizi yapmanızı bekliyorum

Mehmet Okur: Amerika'da çıta yüksek

Burçin Badem: Hakemler bana travma yaşattı

Murat Biricik: Çok gözlem, yapabildiğinin en iyisini yapmak

Mithat Özciğer: Daha az hatayla nasıl maç yönetirimi düşünmek gerek

Deniz Kıyak: Kendine yatırım geleceğe katkıdır

Yıldırım Öztürk: En önemlisi sahadaki duruşu

Ömer Akan: Hakemle ne kazandım ne de kaybettim

Menderes Gümüşdal: Mutlaka bir idolu olacak

İsmail Uyanık: Sessiz çoğunluğun vicdanı olun

Tamer Acar: Bence de torpil yok!

Serdar Apaydın: Sokaktan gelen adam hakem olamaz

Savaş Gökbayrak: Bazen art niyet arıyorum

Ünal Tanyıldızı: Hakem görmeden de çalabilmeli

Recep Ankaralı: Kimseye torpil yok

Fikret Cigal: Hep bir üstü hedeflemeli

Hüseyin İlteriş Öztürk: İşimi yükselmek için kullanmadım

Aziz Alemdar: Emeğinizi vermeliler

Behçet Serim: Eski disiplin yok

Bora Sancar: Hakem kararlılığını vücut diline yansıtabilmeli

Meriç Tunca: Turgay Demirel'den fazla katkım oldu

Memduh Öget: Hakem olmak yürek ister

Murat Akar: NBA hakemliği kusursuz

Engin Özerhun: Hakem profesyonel olmalı

Galip Atabek: Neden MHK? (2)

Galip Atabek: Eğitime kadro şart (1)

Yavuz Kuruçay: Hakemlik Türkiye'de yapılacak iş değil

Gökhan Keskin: O bünyede kalabiliyorsanız başarılısınız

Hulusi Yenal: Teşekkür beklerdim

Osman Aydın: Saha içinde de saha dışında da adil olmalı

Harun Erdenay: Tüm maç boyunca yüzde yüz konsantrasyon

Erdinç Elmastaş: Hakem de sanatçıdır

Dee Brown: Kritik anda oyunu okuyabilmelisiniz

Bülent Bayraktar: Profesyonel destek şart

Dalmau: Hakemlerle ilgilenmiyorum

Nevriye Yılmaz: En iyi hakem maçtan sonra hatırlanmayandır

Sabahattin Merdan: İstanbul'da birlik ve beraberlik olmalı

Kadir Özçelik: Hakemliğin % 50'sinden fazlasını sosyal yönler oluşturur

Serdar Gürel: Hakemlere hak verdim

Aziz Akkaya: FIBA hakemlerinin düdükleri çok kötü

Zafer Kalaycıoğlu: Federasyon daha fazla gayret etmeli

Önder Bingöl: Güleryüzlü ve vücut dili iyi olan...

Murat Didin: Hakemler yakışıklı ve güzel olsun

Devrim Kıvanç: Hakemlere Mevlana sabrı diliyorum

Cem Çağal: Eski hakemlerden android olan vardı

Kerem Tunçeri: Hakemler diyalog kurmalı

Necip Kapanlı: Adam olmak ve yetenekli olmak

Oktay Mahmudi: Sahada başrol oyuncusu hakem değil

Tolga Şahin: Kendine yatırım şart

Murat Kosova: Hakem otoriter olmalı

Necati Güler: Her tecrübeli hakeme güvenmiyoruz

İsmet Badem: Hakeme yumurta attırdım

Mihriban Oğuz: Menajerlik doğam

Yasemin Horasan: Asık suratımı artık görmeyeceksiniz :))

Charlie: En sevdiğim kurum MHK

Aydın Örs: Hakemlerimiz çok başarılı

Fatih Dalay: Hayırlı olsun

İstanbul Basketbol Hakemleri Derneği 2007 Ziyaretçi Sayısı: 692857