
27.08.2008
Onu tanımayanımız yoktur. Özellikle NBA deyince aklımıza gelen ilk isimlerden; Murat Murathanoğlu. Nasıl ki hakemler oyuncuların belirgin özelliklerini biliyor ve ona göre davranıyorsa, oyuncular için, hakemlerin de belirgin özelliklerinin ve istikrarının olması gerektiği görüşünde.
Bize kendinizden bahseder misiniz?
23 senedir televizyonda maç anlatıyorum, yorum yapıyorum. Bu süre içinde muhtelif programlar hazırladım, sundum. Vakti zamanında dergi çıkardım. Hem Overtime hem de NBA dergilerinde halen yazıyorum. Şu anda da Bahçeşehir ve civarındaki velilerle birlikte Baskent adında bir takım kurduk.
Göreviniz nedir? Antrenörlük J ?
Yok, yok… O işlere hiç girmem. Ben başkanım, antrenörümüz Leyla Çalışkan. İkinci senemizi tamamladık. Çok iyi bir sezon geçirdik. Daha iyi olacak inşallah. Bahçeşehir ve çevresine basketbol sevgisini iyice oturtmak istiyoruz. Amacımız bu.
Takımınız bildiğimiz kadarıyla sadece küçükler takımıyla mücadele ediyor.
Bu sene yıldız takımımız da olacak ama küçükler, miniklerle benim tahminim 120 lisanslı sporcumuz olacak. Bu kadar yeni bir takım için hiç de fena bir sayı değil.
Bu işler için niçin Bahçeşehir’i seçtiniz?
Ben 14 senedir burada oturuyorum. İlk Bahçeşehirliler’deniz. Siz de görmüşsünüzdür, muazzam bir inşaat alanı. Nüfusu daha da artacak. Çocuk ve genç nüfusu oldukça yüksek bir bölge. Basketbol doğru tanıtılır, doğru sevdirilirse inşallah çocuklarımızı sokaklardan, problemlerden uzak tutacak bir spor olacak.
Leyla Hoca’yı nasıl ikna ettiniz?
Vallahi Leyla Hoca’yı biz mi ikna ettik o mu bizi ikna etti bilmiyorum. Geçen sene (ilk senemizde) Fenerbahçe’yle, Efes Pilsen’le antreman maçları ve liglerde sık sık karşılaştık. Leyla Hoca bizim aile atmosferinden çok etkilendi. Hakikaten Türk basketbolunda eksik olan bir aile sevgisi, saygısı, bağı var bizde. Efes Pilsen’le de anlaşması bitip ayrılınca, bize geldi. Biz de çok üst seviye bir koç istiyorduk. Kısa zamanda Junior Lig’i kazandık, Unicup’ta ikinci olduk, çok önemli başarılara imza attı. İnşallah daha iyi olacak.
NBA’e geçelim isterseniz. Türk basketboluyla NBA’I karşılaştırsanız, bizim ve onların artıları ve eksileri neler?
NBA’i bir basketbol liginden ziyade büyük bir firma gibi görmek lazım. Orada seyirciyi salona çekip, seyirciye maç satmak da maç kazanmak kadar önemli. Mesela sizin açınızdan baktımız zaman, hakemlerin yorumu biraz seyirciyi düşünerek de oluyor. Bir fazla adımı çalmıyorlar eğer sonunda çok güzel bir smaç olacaksa. Rakibe karşı bir avantaj sağlamadığı sürece oyunu kesmemeye çalışıyorlar. Kuralları tam uygulamıyorlar; skor yüksek olsun, seyircinin ilgisi artsın diye. Türkiye ve Avrupa’da basketbol, bir sanayi olarak görülmüyor daha. Buna tek istisna İspanyol ligi. Mutlaka kazanmak için oynuyor herkes. Para kazanmış-kaybetmiş önemli değil. Tabii bu zaman içinde değişeceğini de düşünüyorum. Çünkü NBA, tüm dünya basketbolunu etkilemeye başladı. NBA Başkanı David Stern’ün dediğine göre de 2015 yılına kalmadan Avrupa’da da bir NBA grubu olacak. Şimdi onlarla yavaş yavaş Avrupalı basketbol severler, kulüpler, kulüp idarecileri yüz yüze kalınca etkilenecektir diye düşünüyorum. Zaten siz biliyorsunuz son yıllarda FIBA’nın ve NBA’in kuralları ortak bir yerde buluşmaya çalışıyor. Bu da bence bir gösterge. Çünkü bütün sporlar arasında en başarılı firma NBA.
Bir seyirci olarak, NBA’deki hakemlerin kuralları oynatmaya yönelik yorumlamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Avrupa’daki gibi mi uygulanmalı yoksa…
Ben NBA’i iki farklı sezon olarak değerlendiriyorum. Normal sezonda seyirci daha fazla düşünülüyor. Play off’lar başladığı zaman da o lig gidiyor, yerine bambaşka, kıran kırana, kemik seslerinin geldiği bir lig alıyor. Bu, oyuncu için de zor hakem için de zor. Çünkü aynı yıl içinde bir oyun istikrarsızlığının oluşmasına yol açıyor. Normal sezonda ‘aman oyunu kesmeyelim, heyecan olsun, hareket olsun, seyirci olumlu etkilesin’ diye bakan bir hakem; play off’larda son derece sert , belki de dünyanın en sert play off’larında düdük çalmaya mecbur kalıyor. Kolay değil ama bilinçli yapılmış bir şey.
Ligde ve play off’larda yönetim şeklini belirlemek de bir istikrar aslında…
Doğru. Genel resme baktığınız zaman o da bir istikrar. Ama ben açıkçası, Avrupa’daki ligle play off’ların birbirine daha yakın düdüklerin çalındığı lig taraftarıyım. Hakemler, zaman zaman biraz fazla şov yönüne izin veriyorlar. Avrupa ve dünyayla daha iç içe oldukları zaman NBA de değişecek. Zaten bu sene Avrupalı hakem ithal etmeyi bile ciddi ciddi konuştular. Sonra ne oldu bilmiyorum. Oyuncular zaten gidiyor NBA’e. Toronto’nun genel menajeri İtalyan. Detroit’in asistan koçu Sırp’tı. O da Millvaki’ye geçti bu sene. Yavaş yavaş antrenörler de gidecektir, hakemler de.
Federasyonun her takımda yabancı olacasaksa bunlardan 1’i Avrupalı olacak kararını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Amerikalı olup Avrupa pasaportu almış o kadar çok sporcu var ki! Mutlaka bir düşündükleri vardır ama… Şimdi Türkleşme de moda oldu. Damir Mrsiç Türk oldu. Drobniyak’i Türk yapmaya çalışıyorlar. Federasyon McKenzi’yi Türkyapıp milli takımda oynatmaya çalışıyor. Amerikalı’yı Türk yaptığın sürece çok gereksiz bir karar. 5-6 yabancı hatta serbest bırakmaları bile gerekebilir. Şimdi Trabzon Alpella kurulmuş. Çok sıradan oyunculara bile 250 bin-300 bin dolar para veriyorlarmış. Kulüplein sağlığı açısından da serbest bırakılması faydalı olabilir. Serbest bırakılan ülkelerin milli takımlarda çok fazla zarar görmediğini izledik. Git gide globalleşiyor herşey. Sonunda galiba kocaman bir organizasyon olacak. Üstte NBA, altta ULEB-FIBA gibi. Sonuç olarak bence gerek yok.
İyi bir hakemden beklentileriniz neler?
İstikrar olsun.
Maç içinde mi sezon içinde mi?
Sezon. Nasıl oyuncuları hakemler tanıyorsa (özellikler olarak), hakemleri de oyuncuların tanıması lazım. Ömer Ozan her gördüğünü çalar, hiç itiraz etmezlerdi ona. Biliyorlardı ki ağzını açtığı zaman teknik faulü alır. Ne söylediğiniz önemli değil. Hakemin öyle bir kişiliğinin olması lazım. Oyuncunun o hakeme adapte olma şansı olmalı. Ben bu sene ligdeki hakemleri beğendim. İddialı takımların olduğu, kolay bir lig değildi. Altta da oldukça çekişme vardı. Ben ilk olarak istikrar ararım. Sertliğe izin veriyorsa, iki pota altında da aynı sertliğe izin versin. Yok herşeyi çalıyorsa istikrarlı bir şekilde çalsın. Bir de şu var. Perdelemelerde hala bir istikrar yakalanmış değil. Hareketli perdeleme nedir ne değildir? Çalınmıyor, çalınmıyor maçın en kritik yerinde öyle bir düdük çalınıyor, herkes şaşırıyor.
Son olarak hakemlerle yaşadığınız bir anınızı bizimle paylaşır mısınız?
Türkiye’ye ilk geldiğim yıl, Fenerbahçe basket takımında teknik menajerdim. O zamanlar hakemleri pek tanımıyorum. Kadir Özçelik, benchte ayağa kalktım diye teknik faul vermişti. Sonra Kadir abiyi tanıdıkça ‘abi, niye teknik faul verdin’ diye sordum. ‘Valla, senin kim olduğunu bilmiyordum, sürekli ayağa kalkıyordun, ben de verdim’ demişti. Türkiye’deki ilk ve son teknik faulümdü.
Son olarak demiştik ama laf lafı açıyor. Benchte asistan koçla koçun konuşmasına teknik faul çalınmasından şikayetçi kulüplerimiz olduğunu röportajlarımızdan biliyoruz. Sizce nasıl olmalı?
Bence o, iyi bir kural. O kuraldan önce benchte kimin ne yaptığı, ne olduğu belli olmuyordu. Şimdi head koç kalkabiliyor. Diğerlerinin de o heyecanla kalkmalarına göz yumuluyor ama her dakika da 3-4 adamın ayakta olması, hakemlerin üzerinde baskı kurması bence yanlış. Benim beğendiğim bir kural. Bazı hakemler de çok ciddi şekilde uyguluyor. Bazıları da izin veriyorlar. Bizim zamanımızda serbestti ama ben fazla ayağa kalktım diye teknik faulü yemiştim…
|