
08.10.2008
Bu haftaki konuğumuz hakem denilince akla gelen ilk isimlerden biri: Emin Moğulkoç. Röportajımızdan bazı başlıklar:
Bana, isteyen herkes kolaylıkla ulaşabilir, benimle konuşabilir.
Hakemlik bir iştir ve yılmamak gerekir.
Hakemlik=Tecrübe'dir.
Basketbolla tanışmanız nasıl oldu?
İlkokul 3. sınıfta, beden eğitimi öğretmenimizin beni okul takımına seçmesiyle basketbolla tanıştım. Beşinci sınıfa kadar oynadım. Ortaokul son sınıfa kadar da basketbol oynadım ama son sınıfta yine beden eğitimi öğretmenimiz sayesinde hentbola geçtim. Liseye deneme lisesinde başladıktan sonra baktım ki basketbol takımında yer bulamayacağım, lise sona kadar hentbola devam ettim. Daha sonra MTA’nın genç takımında oymaya başladım. Ankara’da Altındağ Belediyesi 2. küme takımına devam ettim. O dönem ayağımı sakatladığımdan dolayı, 18 yaşındayken 6 aylık bir dönem basketbol oynayamadım. Döndükten sonra da tekrar sakatlanacağım diye hep korktum ve başarısız oldum. O yüzden de basketbolu bıraktım. O dönemde lisede çok yakın arkadaşım olan Suna Vardar, hakemlik kursu açılacağını söyledi ve onunla beraber kursa gitmeye başladım. 1989 yılı aralık ayında açılan kurstan 1990 yılı Ocak ayında mezun olduk. Böylece hakemliğe de başlamış olduk.
Röportajlarımızdan takip ediyorsunuzdur; basketbolun içinde üst düzeyde bulunmuş oyuncu, antrenör veya idarecilerin özellikle altyapıda görev yapan hakemlerle ilgili şikayetleri var. Daha çok sahadaki kararlarla ilgili değil de ilişkiler yönünde…
Ben sahada sert bir hakemim. Herkes öyle tanır. O şekilde başladım ve devam ediyorum. Kişilerle alıp veremediğim hiçbir zaman olmamıştır. Ayrıca, olabildiklerimle dostumdur. Ama sahada, kuralları uygulamaktır hakemin görevi. Kimseye dostluk kazandırmak veya dostluk yapmak değildir. Sahada kuralları uygulayan insan iyi hakemdir. Ama bunu, basketbolun doğrularıyla birlikte uygulamak gerekir. Ben, Ankara daha sonra İstanbul’daki alt yapı antrenörlerini haklılığına şöyle katılıyorum; altyapıda iki cins hakem var. Bir tanesi yeni hakem olup, yukarıya çıkmaya çalışanlar. Bir diğeri de, senelerini hakemliğe vermiş, hiçbir yere gidememiş, ama altyapıda maç yöneterek gerek para kazanmak gerekse basketbol hakemliğinden zevk almak adına görevlerini sürdürenler. Doğal olarak da antrenörler bu iki hakem grubundan da şikayet ediyorlar. Bir tanesi koşmayan, oraya gelip görevlerini tamamlayan hakemler; diğeri de yeniler, onlar da kuralları tam bilmediklerinden antrenörler şikayet ediyorlar. Ama antrenörler bu durumdan şikayet ederken unutmamalıdırlar ki, onların oyuncuları da aynı yeni başlayan hakemler gibi yeni başlayan oyuncular. Bunlar da oyunculuk hayatlarına yeni başlıyorlar. Onlar nasıl gelişiyorlarsa hakemler de onlarla beraber gelişeceklerdir. Biri diğerinden daha farklı olmayacaktır.
Hakem hep doğruyu yapsa da antrenörler, hakemlerle mutlaka diyaloga girme ihtiyacı duyuyorlar. Kuralları uyguladığımız sürece antrenörlerle diyaloga girmemiz gerekmez gibi bir sonuç çıkarabilir miyiz? Ya da daha genel olarak söylemek gerekirse hakem her zaman hoşgörülü olmalı mı?
Tabi ki bu tecrübeli hakemin karar vereceği bir durum ama eğer antrenör iyi niyetliyse, konuşma iyi niyet çerçevesinde bir şeyi paylaşmak amacındaysa elbette ki hakem diyaloga devam edebilir. Ama antrenör konuşmasının sonunda, hakemden, sahada bir şey almak istiyorsa ve hakem bunu hissederse o anda diyalogu kesecek ve kural neyse onu uygulayacak.
Daha çok televizyonlardan Türkiye’de ve dünyada oynanan üst düzey basketbolu seyretme imkanımız var. Bu maçlarda gördüğümüz bench’lerin neredeyse tamamı devamlı bir itiraz durumunda, diyalog halinde… Bu durumla altyapıda karşılaşıldığında, orada genelde uygulanmayan kurallar uygulandığı için de sorun oluyor. Dışarıdan bakıldığında bir çifte standart varmış izlenimi doğuyor.
Şuna inanın, uluslararası dahil gittiğimiz bütün seminerlerde kuralın bire bir uygulanması konusunda bize çok sert direktifler veriliyor. Tabi ki 10-15 bin kişiye oynana bir maçta çok özel bir sayıdan, smaçtan sonra veya çaldığınız yanlış veya doğru bir düdükten sonra itiraz için bütün bench ayağa kalkabiliyor. Hakem, yangının üzerine benzin döken insan olmamalıdır. Ateşin üzerine su dökebilmelidir. Herkes ayaktaysa önce derin bir nefes alıp, onlara yerlerine oturma fırsatını vermelidir, daha sonra gerekeni yapmalıdır. Bu tür büyük maçlarda elbette ki heyecan ve tansiyon çok yüksek. Genç hakemlerimiz çok doğru düşünüyor bence. O maçlarda benchi yerine oturtmayan hakemler, bölgede uyarılan genç hakemlerden daha fazla sertlikte uyarılıyorlar. Ama bir de işin gerçek olan saha yönü var. Her şeyi de bire bir uygulamak da mümkün olmaz. Sahanın içine etki etmeyecek düzeyde bazen bir tarafa gözünü kulağını kaparsın, bazen de öbür tarafa. Bench ayağa kalkabilir, sevinir, itiraz eder ama zamanı geldiğinde yerine oturur ve maçı oradan izlemeye devam ederler.
Seminerlerde davranışlarıyla hakemi yanıltan, “şu oyunculara dikkat edilmesi gerekir” denilen oyuncular var mı?
Uluslar arası ve Türkiye’de C, B, A seminerleri de dahil, o yönde hareketlerde bulunan oyuncuların isimleri ve oynadıkları takımlar mutlaka belirtiliyor. Bunlar çok abartılmıyor ama şutu attıktan sonra ayaklarını açıp temas almak konuşuluyorsa bir Navarro’yu herkes tanır. Faulü yapıp şaşıran, “Ben mi yaptım” diyorsa bir Mirsad’ı herkes konuşur. Bunlar mutlaka konuşulur. Ama bu konuşmalar olduğu için hakemler bu isimleri beyinlerine yazıp, sahaya çıkıp onları öldürmüyorlar. Bir bakın, Mirsad hangi maçta ilk periyoda 5 faul alıp çıkmış. Kesinlikle böyle bir şey söz konusu değil. Ama hakemler de antrenörler de bu oyuncuları biliyorlar.
Oyun tarzıyla kuralları zorlayan ya da özele indirgersek sizi zorlayan oyuncu(lar) var mı?
Oyuncuyla karşılaşmadım ama bu türde takımlar var. Oyuncularda ziyade çok mücadeleci oynayan takımlar var. O takımların maçlarında, ilk dönemlerde şöyle muğlakta kalabiliyordum; acaba bu temasların hepsini çalmalı mıyım, ya da bu temasların hepsini göz ardı mı etmeliyim? Maçın 1. dakikasında buna karar veriyorsunuz ve maçın sonuna kadar o şekilde devam etmelisiniz. Ama 1. dakikada çaldığınız düdüğü ilerleyen dakikalarda çalmıyorsanız, o maçı kaybediyorsunuz demektir.
Hakemlerin oyuncuları konuşması gibi antrenörlerin de hakemler için bu tarz çalışmaları olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Yüzde 100. Ben sahaya çıktığımda bana göre, bir başka hakem çıktığında ona göre takımını organize ediyorlar. Oyuncusuna diyor ki, “O hakem bütün temasları çalar, ona göre ellerinizi havaya kaldırın.” Diğeri için de “O hakem mücadeleye çok izin verir, mutlaka temas ederek oynayın.”
Biraz da özel hayatınızla ilgili konuşalım. Hakemlik dışında neler yapıyorsunuz?
En son 2006 senesine kadar Nuh’un Ankara makarnası şirketinde bölge müdürlüğü yaptım. Ama özellikle yurtdışı maçlarının çok artması nedeniyle bu işime kendi isteğimle son vermek zorunda kaldım. Eskiden büyük firmalarda çalışırken şimdi reklam üzerine bir firma kurarak büyük firmalarla çalışmaya başladık. 18 yaşından bugüne Unilever, Algida, Nuh’un Ankara Makarnası gibi büyük firmalarda çalıştığım için bana sağladığı ilişkilerle de şu andaki işimi yönetmeye çalışıyorum.
Hakemlikten gelen ilişkileriniz var mı?
Mutlaka oluyor. Ama mümkün olduğu kadar da bunu kullanmamaya çalışıyorum. Çünkü, her ne kadar insanlar çok iyi niyetli görünüyorsa da, çok zorda kaldıkları anlar ki bunlar genelde sahada oluyor, o noktada sizden hiç ummadığınız cümlelerle size yaptığı iyilikleri gündeme getirebiliyorlar. Çok fazla karşılaştığımı söyleyemeyeceğim ama bir kez bile karşılaşılmış olması bile yeterli bence.
Bu soruyu hakemliğin insana kattığı sosyal yönler, kazandırdığı ilişkiler için sormuştuk ama herhalde değişik taraflara gitti.
Maalesef pek sağlıklı ilişkiler olmuyor. Çünkü iş konumunda bir araya geldiğiniz kişiyle ertesi gün sahada karşılaşabiliyorsunuz. Ve göz göze geldiğinizde sizden bir şey istenmiş hissi yaratılıyor. Bunların olmaması için de en iyisi bu ilişkilere hiç girmemek gerekiyor. Türkiye’de çok firma var. Onların olmadığı firmalarla çalışırız. Böylece sorunumuz olmaz.
Yapmaktan hoşlandığınız şeyler neler?
Herkesin bildiği gibi aikido yapmaktan çok hoşlanıyorum. Bir dönem bayağı yaygın olarak konuşulmuştu. Gerçekten çok güzel bir sanat. Kavga değil. İnsanı dinlendiren, uzun dönem yaptıktan sonra kavgadan uzak kalmayı sağlayan bir şey. Çok seviyorum ama şu anda yeteri kadar zaman ayıramamaktan uzak kaldım. Yine herkesin bildiği Türk Sanat Müziği’ni çok seviyorum. Elimden geldiği kadar ud çalıyorum. Bir kızım var, bir de yolda oğlum var. Kızımla oynamayı ve aileme zaman ayırmayı çok seviyorum. Ama bunu ne kadar başarabiliyorum bunu eşime sormak gerekir. Profesyonel olarak tavla oynuyorum. Dünya Modern Tavla Kulübü’nün üyesiyim. Maçlardan çok az vakit kaldığı için yapabildiklerim bu kadar.
Genç hakemlere tavsiyeleriniz neler olabilir?
Genç, yeni hakemler üst düzey maçları her gün seyretme fırsatına sahipler. Benim hakemliğe başladığım dönemde bu kadar televizyon yayını yoktu. Üst düzey maç ve hakemleri sadece salona giderek görebiliyorduk. Onun için “o hedefler” bizim için uzaktı. Çok yavaş ilerledik. Benim ilerlemem 3 seneyi buldu. O dönem çok daha hızlı ilerleyenler oldu. Şimdi her şey internetten, televizyondan çok rahat izlenebiliyor. Tecrübeli hakemler, o kadar göz önündeler ki onlara ulaşmak çok kolay. Birisi benim telefonumu arayıp ya da herhangi bir şekilde benimle iletişime geçip “Konuşabilir miyiz” dediğinde “Tabii ki” diyorum ve benimle direk temas haline geçebiliyor. Bu durum o hakemin benim olduğum yere kolay ulaşabileceğini düşünmesini sağlıyor. Bu yüzden de hakemliğe yeni başlayan birinin hedefi direk, tecrübeli hakemin yeri olmalıdır. “Sabır” kalmıyor. Haksızlığa uğradığını düşünüp zaman kaybettiğinde ya da geçirmesi gereken dönemi biraz daha yavaş geçirdiğinde isyan edip hakemliği bırakıyorlar veya uzaklaşıyorlar. Ben onlara şunu tavsiye ediyorum; bu gerçekten bir iş. Eğer bu işi ciddiye alacaksan bunun alfabesini aynı ilkokuldaki gibi öğrenmek zorundasın. En üst noktaya geldiğinde dilbilgisi de dahil olmak üzere her şeyi bilecek, ondan sonra tecrübeli hakemin yerine varacaksın. Bütün bu konuşmanın ana fikri şu: Hakemliğin karşısına iki çizgi çekip ne diye sorarsanız benim vereceğim tek cevap tecrübedir. Maçı yönetir her hakem. Yeni bir hakemle bir tecrübeli hakem çıksın, hiç kimse anlamaz diğerinin tecrübesiz olduğunu. Rahat rahat yönetir. Ama gerçekten bir hakem olabilmesi için Hakemlik=Tecrübe’nin altına imzasını atabilmesi gerekir.
Son demiştik ama soru soruyu getiriyor. Bize(bana) ulaşmak çok kolay dediniz. Ama genç, yeni hakemler sizin gibi üst düzey hakemlere nasıl ulaşacaklarını hatta ulaşabileceklerini bile bilmiyorlar. Nasıl aşılabilir bu durum?
Özellikle internet ortamında bir çok genç hakemle tanıştım. Sadece İstanbul’dan da değil, Türkiye’nin bir çok yerinden. İnternet erişim sitelerinde benim adımı bulup, oradan mesaj attılar ve o ortamlarda onlarla bir çok şey paylaştım ve paylaşmaya da devam ediyorum. Ama İstanbul’da şu anda yeni bir oluşum var. O oluşumun sahipleri bizlere nasıl ulaşılabileceğini söylerse o zaman daha verimli olur. Bizlere ulaşmak ve bizlerle konuşmak çok problem edilecek bir durum değil. Bizler oralardan geldiğimiz için çok daha iyi anlarız. Bizler büyüdük de çok büyük hakemler olduk diye asla düşünmem. Hakem en son yönettiği maçtaki kadar iyi hakemdir. Siz bir gün önce kötü bir maç yönettiyseniz, kimse sizi iyi hakem olarak hatırlamaz. Bir gün önce nasıl maç yönettiniz, işte o kadarsınız.
Bir de şunu söylemek istiyorum: Kimse bu işten yılmamalı. Eğer hakemliğe gönül verdiyse, iyiyse, o potansiyeli varsa, hakemlik virüsüyle doğduysa bir gün bir yerde mutlaka kazanır. Oyakbank’ın reklamındaki gibi “İyiler bir gün mutlaka kazanır, kötüler mutlaka bir gün kaybederler.”
Sabırla beklemek lazım…
|