
22.10.2008
30 yıldır basketbolun içinde ve baskebol artık onun hayatı. Oyuncu, hakem, idareci ve son olarak İstanbul'un İl Temsilcisi Cihat Levent bu haftaki konuğumuz.
Kendinizden bahseder misiniz?
1965 İstanbul doğumluyum. Taç Spor, Galatasaray, Salat ve Paşabahçe Kulüplerinde profesyonel olarak basketbol oynadım. Tüm kategorilerde toplam 43 kez milli formayı giydim. Oyunculuk performansımdan sonra A Klasmanı Hakemlik, A Klasmanı Teknik Komiserlik ve Birinci Lig’de Genel Menajerlik yaptım.
En alt kademeden en üst kademeye kadar basketbolun her aşamasında otuz yılı aşkın bir süredir görev almaktayım. Kısacası tüm hayatım basketbol dolu diyebilirim.
Saint – Joseph Fransız Lisesi’nde orta öğrenim gördüm, İşletme ve Fransız dili olmak üzere iki yüksek lisasım var.
İl Temsilciliği adaylık ve kazanma sürecini anlatır mısınız?
Aslında bu tam bir buçuk yıllık bir çalışmanın sonucu. Bu sezon İl Temsilcisi olmaya çok önceden karar vermiş ve hazırlıklara başlamıştım. Yani birdenbire alınan bir karar değil. Son derece planlı bir çalışmanın sonucu. Bazı spekülasyonlara neden olmamak için son ana kadar adaylığımı açıklamaktan kaçındım. Geçmiş dönem çalışmalarımızdan dolayı, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü ile aramızda önemli bir güven ve saygı ortamı oluşmuştu. İl Müdürümüz Sn. Tamer Taşpınar ve Şube Müdürümüz Sn. Zafer Batar, hiç tereddüt etmeden diğer adaylar arasından atamamı hemen yaptılar.
Niçin İl Temsilcisi olmak istediniz?
İstanbul basketbolu çok büyük ve önemli bir organizasyon. Ülke basketbolunun yaklaşık %70 lik bölümünün kalbi İstanbul’da atıyor. Bu büyük organizasyonun doğru yönetilmesinin ülke basketbolu açısından çok önemli olduğunu hepimiz biliyoruz. Bu organizasyonun artık profesyonelce yapılması gerekiyordu. Profesyonelce diyorum ama İl Temsilciliği, Tertip Komitesi Üyeliği ve Hakem Komitesi Üyelikleri kesinlikle fahri görevlerdir. Ekibimle birlikte görevi devraldıktan sonra bu iş tamamen profesyonel bir anlayışla yönetiyoruz. Umarım yakında tüm bu görevler insanların hakettikleri gerçek ücretlendirmelerle profesyonel hale getirilir. Basketbol benim için her zaman çok ciddi bir iş olmuştur. Basketbolu asla bir hobi veya basit bir oyun olarak algılamadım.
İlk kez asıl işi basketbol olan bir insan bu göreve geliyor. İlk bakışta tüm kulüplerin isteklerine cevap vermek, tüm hakemleri organize etmek, programları yapmak, İl Müdürlüğü ve Federasyonun iletişim ve işleyişi ile ilgili görevleri fahri olarak yerine getirmek büyük bir angarya gibi görünüyor. Hayatlarını basketboldan kazanan profesyonel insanlar zamanlarını böyle bir işe harcamak istemiyorlar, hal böyle olunca İl Temsilciliği makamında asla gerçek bir basketbol adamı göremez olmuştuk.
Ben elimi taşın altına koyup bu işi sırtlamaya karar verdim. Hem her şeyimi borçlu olduğum basketbola vefa borcumu ödemek asıl amacım, ama işin doğrusunu söylemek gerekirse basketbol ne kadar iyi bir ürün haline gelirse, benim gibi basketbolun profesyonellerinin gelir dilimlerinin o kadar çok artacağına inanıyorum. Bugün amatörce yapılan uzun vadeli yatırımların yarınlarda basketbol ailesinin güvencesi haline geleceğine inanıyorum.
İl Temsilcisi ne iş yapar?
İl Temsilcisi’nin ana görevi GSİM ile TBF nin iletişim ve koordinasyonunu sağlamaktır. Bunun dışında günlük işler var. Statülerin hazırlanması, kuraların çekilmesi, fikstürün ve maç programının yapılması, hakem kurs ve sınavları açılması, hakemlerin sezona hazırlanması, hakem, saha komiseri ve gözlemci atamalarının yapılması, maç sonuçlarının tescili ve puantajın tutulması, ceza kuruluna yapılması gereken sevkler vs vs. Saymakla bitmeyecek kadar çok günlük ve dönemlik iş var. Tüm bunlara rağmen bence en önemli işim Basketbol Ailesini ve İstanbul Basketbolu’nu ayağa kaldırarak sevgi ve birliktelikle yeni yıldızları, yeni destekçileri, yeni emekçileri Türk Basketboluna kazandırmak ve var olanların da performansını artırmaktır.
Düşündüğünüz gibi çıktı mı işler?
Tam düşündüğüm gibi çıktı, zira bir senedir İl Tertip Komitesi Üyesi olarak çalışıyordum. Bir yıl boyunca tüm aksaklıkları detayları ile tespit ettim ve inceledim. Ekibimle çözüm yolları üzerine uzun toplantılar yaptım. O yüzden atanır atanmaz işe hızlı bir giriş yaptım. Tüm konuya son derece hakim olduğum için nasıl operasyonlar yapmam gerektiğini biliyordum. Zor bir işi zorlanmadan yapıyorum diyebilirim. Bunun en önemli etkeni konuya hakim olmam ve ekibimin mükemmel performansıdır. Daha almamız gereken çok yol var, halen tüm aksaklıkları bertaraf edebilmiş değiliz, amacımız önümüzdeki sezon mükemmel bir lig organize edebilmek.
Ekibinizi kurarken hangi kriterleri göz önünde bulundurdunuz?
Bu ekibi oluştururken benim için en önemli kriterler dürüstlük, açık görüşlülük, kendi alanındaki uzmanlık ve takım çalışmasına uygunluk oldu.
Tüm ekibiniz gerçekten bire bir bu krtiterlerinize uydu mu?
Bir önceki sorumun cevabından sonra bu soruyu siz de kolayca yanıtlayabilirsiniz.
Örneğin Tertip Komitesi As Başkanı Ercüment Ülker, bugüne kadar doğru bildiğinden asla ödün vermemiş olan, basketbolun her kademesinde görev almış bir uzman. Tertip Komitesi Üyesi. Talha Akmehmet, müthiş bir basketbol izleyicisi, son derece değerli bir iş adamı ve danışman, yaşı, konumu ve duruşu itibarıyla bize çok şey katıyor. Tertip Komitesi Üyesi Orkun Şen, yıllardır Efes Pilsen gibi bir kulüpte yöneticilik yapıyor. Tertip Komitesi Üyesi Fazıl Keseratar, aramızda en çok tecrübesi olan en değerli isimlerden birisi, bu işe yıllardır emek veriyor. Tertip Komitesi Üyesi Ömer Akan, geçtiğimiz yıllarda bu işin emekçisiydi, şimdi verdiğimiz görevleri yerine getirmek için elinden geleni yapıyor.
Hakem Komitesi’ne gelince, Başkan Hulusi Yenal’dan başkası olamazdı. Bence bu ülkede bu işi Hulusi Yenal’dan daha iyi yapabilecek kimse yok. Benim hatırım için düdüğünü bırakıp İl Hakem Komitesi’nin başına geçen kadim dostum Hulusi’ye bu vesile ile tekrar teşekkür etmek istiyorum. Ercan Kümbül, Savaş Ertürk, Yavuz Akıska ve İlkay Kireççi yıllardır birlikte düdük çaldığım dostlarım. Bu işe gerçekten gönül veren ve basketbolu yaşam tarzı olarak kabul eden bu ekip sizce de kriterlere uymuyor mu? Bir de Erdinç Acır var kadroda, tüm tecrübesi ve geçmişten gelen sorunlara olan hakimiyetiyle bizim için tam bir yol gösterici ağabey. O en zor zamanlarda bile duruşundan ödün vermeyen değerli bir basketbol adamı.
İl Temsilcisi Yardımcısı Turgut Paşalı için ayrı bir paragraf açmak gerekiyor. Turgut gerçekten tam bir basketbol aşığı. O’nun organizasyon becerisi, pratik zekası, insan ilişkileri ve çalışkanlığı yükümü çok hafifletiyor.
Planlarınızı ne kadar süre için yapıyorsunuz? Yani gelecek seçime kadar mı yoksa ben burada 5-10 yıl daha varım diyerek mi planlama yaptınız?
Aslında bir süre belirlemedim, ama bu sorunun en doğru cevabı içim rahat edene kadar... Bence isimlerin önemi yok, bizim ekibin yapmaya çalıştığı şey sistemi kurmak. Maalesef geçmişte kişisel yetenekler ön plandaydı. Ben ve ekibimde makam merakı olan kimse yok, hepimiz takım oyuncusuyuz. Yeni ve sağlam temeller üzerine oturmuş bir sistem kurana kadar misyonumu tamamlamış sayılmam. Sistemin kurulduğunu gördükten ve İstanbul basketbolunun emin ellerde olduğu inancına vardığım zaman aileme daha fazla zaman ayırabilmek için görevi devretmeyi düşünürüm.
Ben kendimden ve ekibimden son derece eminim, yapılabilecek her şeyin en iyisini gerçekleştireceğimiz inancını taşıyorum, ama işin bir de diğer yüzü var. TBF’nin ve GSİM’nin çalışmalarımızdan memnun kalması, her şeyden önce basketbol ailesinin bu sisteme inanması ve memnuyeti konuları var. Bütünün faydası için gelecek her türlü teklife açığız, ama sadece kendisine fayda sağlamak isteyenler bizden asla olumlu tepki alamayacaklardır.
Bir dönem hakemlik de yaptığınızı biliyoruz. Hakemlik özgeçmişinizden bahseder misiniz?
Öncelikle nasıl başladığımı anlatayım... Oyunculuk dönemimde bir hakemin çaldığı bir yanlış düdük nedeniyle son derece önemli bir maç kazandık, ama ben bu galibiyeti hiçbir zaman içime sindiremedim, henüz 18 yaşındaydım ve karşı takıma inanılmaz bir haksızlık yapılmıştı. O gün kendime hakem olacağım ve bu haksızlıkların üstesinden gelmek için elimden geleni yapacağım diye söz verdim.
Oyunculuğu bıraktıktan sonra hakem kursu için başvuruda bulundum, insanlar çok şaşırdılar, profesyonel bir milli basketbolcunun hakemlik yaptığı daha önce görülmemişti. Sınavlarda çok başarılı sonuçlar aldım, sekiz ay sonra A Klasmanında maç yönetmeye başladım. Dört sezon boyunca unutulmaz anlar yaşadım, hakemlik gerçekten çok güzel bir anı benim için.
Niçin bıraktınız? Pişman mısınız?
Bu tamamen idari bir konu. O dönem FIBA hakem adayı olmak için dil bilmek, üst düzey maç yönetmek, fiziksel testi geçmek ve yazılı sınavdan iyi not almak gerekiyordu. Sezon sonunda bu özelliklere sahip olan tek hakem bendim. Ancak dönemin yöneticileri iki farklı hakem arkadaşımızı FIBA adayı yaptılar. Bu arkadaşlar benden iyi hakem olabilirlerdi ve bu konuya asla itirazım olmadı, ama bir yerde bir işin kuralı varsa o kurala uyulması gerek. FIBA seminerine yollanan iki hakem arkadaşımız dil bilmedikleri ve kriterlere uymadıkları için FIBA hakemi olamadılar. Bu benim o dönemin MHK’sine güvenimi ve saygımı sarstı. Kendi koyduğu kurallara uymayam bir kurumda bulunmak tarzım olmadığı için istifa ettim.
Sorunun ikinci kısmına gelince, hayatım boyunca yaptığım hiçbir şeyden pişman olmadım. Bu hiç hata yapmadım anlamına gelmez, ama yapılan her hatanın da insana doğru bir şeyler kattığına inanıyorum.
Sizin idarecilik tarafınız da var. İdareci gözüyle hakemlerde gördüğünüz eksikler nelerdir?
Bence tek eksik anlayış... Her hakem yanlış düdük çalabilir, önemli olan kötü niyetli olmamasıdır. Bugün sahaya çıkan hakem arkadaşlarımız arasında kötü niyetli kimsenin olmadığına sonuna kadar kefilim.
Bizim zamanımızın hakem eğitmenlerinin berbat bir sloganı vardı. “Hakem sahanın kralıdır” Bundan daha fazla kompleks ve megalomani içeren bir slogan daha olamaz. Sanki seyirciler o sahaya hakemi seyretmeye geliyorlar!!! Hakemlik tabii ki çok önemli ve hak dağıtan bir kurumdur, her maçın hakemleri o karşılaşmanın mutlak hakimidir. Bu konu zaten tartışmaya bile açık değil.
Biz bir insana hakemlik yapmayı öğretebiliriz, bu zaten bizim işimiz, ama kimseyi ilişkileri veya karakteri yönünden eğitemeyiz, bu bizim işimiz değil. Hekemlerin Türk Basketbolunun nasıl daha ileriye gideceğine kafa yorarak bakış açılarını biraz daha genişletebilmeleri gerekiyor tek eksiğimiz bu.
Hakemlerle ve hakemlikle ilgili çalışmalarınız neler?
Hakem Komitesi büyük bir özveri ile çalışıyor. Hulusi Yenal ve Ercan Kümbül neredeyse Caferağa Spor Salonu’nda yatıp kalkacaklar...
Tüm hakem dosyaları güncellendi ve elektronik ortama geçirildi. Hakem sınavları yapılıp bu sezon maç yönetecek kadrolar belirlendi. Sezon öncesi değişen kurallar anlatıldı ve yeni bir temel hakem kursu açıldı. Tüm hakemler son derece dikkatli gözler tarafından denetleniyor, kısa bir süre sonra ciddi eğitimler başlayacak. Aramıza yeni katılacak arkadaşların saha denemeleri yapılacak, halen devam eden arkadaşlarımızı geliştirmek ve düdüklerini mükemmelleştirmek için değişik projeler üzerine çalışıyoruz.
Hakemlerin temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek ve tam profesyonelliği sağlayabilmek için TBF’ye ciddi bir proje sunduk ve onay bekliyoruz. Bu proje onay aldığı gün İstanbul hakemliğindeki tüm sorunların çözülmemesi için hiç bir sebep kalmayacak.
Federasyonun sizinle çalışmaları ne düzeyde?
İnsanlar genelde kendi başarısızlıklarına çıkış yolu bulmak için çeşitli bahaneler üretirler. Bizim camiamızda da bu bahanelerin en revaçta hedefi her zaman TBF olmuştur. Federasyon şöyle dedi, Federasyon böyle dedi... İnsanlar asla kendilerinde kusur aramıyorlar, ben ne yapsam da bu işi düzeltsem diye düşünmüyorlar.
Bizim ekip tüm sıkıntıları TBF’ye aktardı ve projeler üretti. TBF bizlere her türlü imkanını tereddütsüz tahsis ediyor ve elinden gelen her şeyi yapıyor. Böylesine sıcak bir karşılama ve böylesine büyük bir destek beklemiyordum bile. İlk olarak Başkan Turgay Demirel olmak üzere Emin Balcı ve Murat Biricik’e özellikle teşekkür ediyorum. Bu arada MHK üye ve çalışanlarının desteği de inanılmaz boyutta.
Hakemlerle ilgili bir anınız...
Temel hakem sınavını yeni bitirmiş ve ilk maçıma atanmıştım. Yıllardır sahada olan bir oyuncu olmama rağmen içimi garip bir heyecan kaplamıştı. Sanki o sahaya hayatımda ilk defa çıkıyor gibiydim. Zorluk derecesi son derece düşük bir okul maçıydı. Tabii ki çok tecrübeli bir hakem ağabeyimle birlikte sahadaydım. Hava atışı yapıldı, hemen dip çizgiye koşup ön hakem pozisyonunu aldım ve dikkatle pozisyonu izlemek için sınır çizgisinin üzerine yaklaştım. Tam o sırada ayaklarım çizginin üzerindeyken oyuncunun elinden kaçan top bana çarptı ve dışarıya çıktı. Hemen düdüğümü çalıp hava atışı kararı verdim... Kararın işaretini yaptığım anda yanlış karar verdiğimi biliyordum... Yıllardır çıktığım sahada yıllardır çok iyi bildiğim bir kuralı heyecandan yanlış uygulamıştım. Hatamın farkında olmama rağmen çaresizlik içinde baş hakemimin gözlerinin içine baktım, o an dünya başıma yıkıldı ve hakemliğin aslında ne kadar zor bir iş olduğunu o an anladım. Baş hakemim çaresizliğimi hissederek hemen kararımı düzeltti ve topu doğru takıma verdi.
Çaldığım ilk düdük yanlıştı, umarım bundan sonra çalacağım düdükler doğru olur.
|